Takvim
Ağustos 2011
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Ağustos, 2011

“KANLA İRFANLA KURDUK BİZ BU CUMHURİYETİ”

Işık Koşaner, ses kaydıyla ilgili açıklamasında “ özeleştiri de bir erdemdir” diyor. Haklı. Ancak bu özeleştiri kamuoyuna yapılırsa alkışa dururuz. Ama, kapalı kapılar ardında ahbap çavuşlar muhabbetiyse bu ses kaydı, o zaman eleştiririz elbet.  

“KANLA İRFANLA KURDUK BİZ BU CUMHURİYETİ” diyorsunuz Harbiye marşınızda Sayın Koşaner. Buna hem inanıyor hem de gençlere ezberletiyorsunuz!  Cumhuriyeti siz, tek başınıza kurmadınız değil mi? Yazının Devamını Oku »

BU MİLLET BAĞRINDAN ÇIKANLARI DA İYİ TANIR, BAĞRINA HANÇER SAPLAYANLARI DA…

BU MİLLET BAĞRINDAN ÇIKANLARI DA İYİ TANIR, BAĞRINA HANÇER SAPLAYANLARI DA…
Ergenekon ve Balyoz yaltakçıları, her zamanki gibi konuşmanın vahametine değil, nasıl sızdığına odaklandılar.
Sahiplerinin kepazelikleri bir bir ortaya dökülüyor ya.
İllegal ortam dinlemesi olsa da, konuşmadaki vahamet tüm millet, demokrasi ve istikbal için hayati bir önem taşıyor.
Her gerçek, hukuki delil değildir ama bu durum hakikat ağacının yapraklarını sarartmaz.
Tuhaf ki, Koşaner Balyoz darbesini değil, her zamanki Genelkurmay refleksi gibi Balyoz belgelerinin sızmasını “esas rezalet” olarak kabul ediyor.
“Namerdin eline malzeme verdik” diyor.
Malzemeler milletin, savcının ve hâkimin elinde.
Suç ve ihanet malzemeleri.
Namertlik ve alçaklık, darbe yapanlara ve bu ihanete tevessül edenlere mahsustur.
İhaneti soruşturanlara, haber yapanlara ve ayıplayanlara değil.
Bu millet bağrından çıkanları da iyi tanır, bağrına hançer saplayanları da…

 

Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

BARIŞ ANNELERİNE !…

BARIŞ ANNELERİNE !…
Askerin bombasına karşı canlı kalkan olan barış anneleri!… Hadi, bir kısmınız da çocuklarınızın saldırılarına karşı, karakollar etrafında canlı kalkan oluşturun, çocuklarınızın döşediği mayınlı araziden geçecek olan askeri konvoy araçlarına binin de samimiyetinize inanalım…

Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

ZALİMİN ZULMÜ VARSA, MAZLUMUN ALLAH’I VAR!…

ZALİMİN ZULMÜ VARSA, MAZLUMUN ALLAH’I VAR!…
 
Bilirsiniz; Osmanlı Devleti’nde, “padişah”ların, özellikle Cuma günlerinde, “Cuma Namazı”na gidiş ve gelişlerinde, o güzergâh üzerinde toplanan vatandaşlar, hem de “üç defa” şöyle bağırırlardı; “Gururlanma padişahım, Senden büyük Allah var!”
Padişahlar, bu “slogan”lara asla seslerini çıkarmazlar, tam aksine bundan memnun olurlardı…
Çünkü onlar; “Allah’ın en büyük” olduğunun hatırlatılmasıyla; kendilerini kuşatan, “gurur, kibir ve böbürlenme” illetinden kurtulurlar, bir gün gelip, “Allah’a hesap vereceklerini” düşünürlerdi!..
Tabiî, “karar”larını buna göre alırlar, “icraat”larını buna göre yaparlardı…
Yazının Devamını Oku »

BALYOZ’UN DELİLİ…

BALYOZ’UN DELİLİ…
Hani; hep “Bunların hepsi uydurma…
Ne Eldiven var, ne Ayışığı… Ne Yakamoz var, ne de Balyoz!..
Ortada darbe plânı filan yok, bunlar birer yalandır, paçavradır!” diyenler vardı ya; Org. Işık Koşaner’in “itiraf”larından sonra, ne diyecekler pek merak ediyorum.
Genelkurmay eski Başkanı Org. Işık Koşaner, ortaya çıkan “ikinci ses kaydı”nda demiş ki;
“Balyoz’da bizi üzen taraf şu: Neyimiz var, neyimiz yoksa, çaldırmışız…
Konuşmalarımız dahil…
Ne konuşmuşsak var adamların ellerinde!..
Namerdin eline malzeme verdik!..
Balyoz’un günahı vebali 1. Ordu’ya ait.
Karargâhtan böyle planlar nasıl dışarı çıkar izahı yok, kim verdi, biz verdik.
Hiç kimseyi suçlayamayız. Bunların günahı, vebali, hatası koskoca 1. Ordu’da…
Tüm planlar tüm teferruatıyla milletin elinde şimdi.
Bir de bu rezalet var.
Nasıl olur yav, bir ordu karargâhından bu bilgiler nasıl çıkar ya.
” İşte bu konuşma, bir “delil”dir…
Bu konuşma da “ek klasör”lere konulsun ki; “uydurma” diyenlerin yüzlerine çarpılsın!..

 

Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

 

FAYDASI OLMAZ…

FAYDASI OLMAZ…
Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça; Aklın faydası olmaz…
İlmin olmadıkça; Erdemin faydası olmaz…
Allah’a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça; Kurtulmanın faydası olmaz…
Edep olmadıkça.; Asaletin faydası olmaz…
Cömertlik olmadıkça; Zenginliğin faydası olmaz…
Güven oladıkça; Sevincin faydası olmaz…
Adalet oladıkça; Yönetimin faydası olmaz…
Kanaat olmadıkça; Fakirliğin faydası olmaz…
Alçak gönüllülük olmadıkça; Yükselmenin faydası olmaz…
Allah’ın başarıya ulaştırması olmadıkça; Çalışmanın faydası olmaz…

Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

“BİZ İNSANI TOPRAKTAN YARATTIK”…

“BİZ İNSANI TOPRAKTAN YARATTIK”
Her ayet çok mübarektir amma “Biz insanı topraktan yarattık” deniyor (Hacc, 5) ayetinde…
Çünkü ilim ispat etti ki, insanın yapısında 16 element vardır…
Bu 16 element aynen toprakta vardır…
Böylece ölen insan hem bedenen hem ruhen geldiği yere gidiyor…
Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.”İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” (Bakara, 156)…
Bir başka âlem var ki, petekten çıkan arı, uçarak yüzlerce metre gidiyor…
Çiçeği eliyle koymuş gibi buluyor ve alınması gereken kısımları alıp bal yapıyor…
Bir başka âlem var ki, rüyalarda ayaksız gezip, elsiz işler yapıyoruz…
Gözlerimizi açmadan görüyoruz, kısa bir zamanda uzun bir hayat yaşıyoruz…

Yazının Devamını Oku »

GEREK DUYMA !…

GEREK DUYMA !…
Necip Fazıl vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
“Üstad”, diye sormuş “Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.”
…Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
“Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya” cevabını vermiş..
Allah rahmet eylesin üstad seni de anmış olalım, Ruhuna el Fatiha…

Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

YÜREĞİ EBEDİYETE DÖNÜK ÇOCUK YETİŞTİRMEK…

YÜREĞİ EBEDİYETE DÖNÜK ÇOCUK YETİŞTİRMEK…
 
Öyle bir çocuk yetiştirelim ki, tuttuğunu koparsın!.. Hakkını söke söke alsın!.. Kendini kimseye ezdirmesin…
Yerine göre de vurdu mu oturtsun! Ki, kurtlar sofrasından pay kapsın, kurnazlar dünyasında ayakta kalsın, ezilip büzülmesin, silinip yok olmasın! Böyle düşünür çoğumuz… Bir bakıma haklı da sayılırlar.
Ne var ki bu proje tümüyle dünyevi. İçinde dünya ötesinden behre (pay, nasip, kismet) yok.
Ezilmemeyi öğrettiğimiz çocuğa ezmemeyi de öğretmeli değil miyiz?..
Allah sevgisi kaynaklı insan sevgisini içine zerk etmeli değil miyiz?..
Adil olmayı beynine nakşetmeli değil miyiz?
Gerçek şu: Tüm hayat fani dünyadan ibaret olmadığı halde, fani dünyayı öğretmeye harcadığımız emeğin binde birini ebediyeti öğretmeye harcamıyoruz.
Eskilerimiz bizim tam tersimizdi. Onlar “Ebediyete dönük insan” yetiştirmeye çalışırdı. Temel kriterler şunlardı:
Yazının Devamını Oku »

BİR TAVSİYE…OĞUZ ATAY ‘IN, “TUTUNAMAYANLAR” ROMANI…

Kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü.
Manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz.
Ya inandığım dostlarımın beni aldatmasını önlemek: Büsbütün imkansız bu.

 

OĞUZ ATAY ‘IN, “TUTUNAMAYANLAR” ROMANI…
Sokaktaki kalabalığın gürültüsü ile Yalnızlığımın yüzüme çarptığı ve kendimi Kitapçıya attığım bir gün tanıştım bu kitapla, gülkurusuvari renkte bir kapak üzerinde ürkmüş, dalgın ve düşünceli bir adam yüzüydü benden bakışlarını kaçıran. Kitap ve yazar adı tanıdıkdı aslında, babamın kitaplığının ‘’ el değdirilmesi yasaklar’’ bölümünde yetmişli yıllardan kalan, siyah ciltli ve başköşede oturan, bende hep soğuk ve yukarıdan bakan bir kitap izlenimi uyandıran bu kitabın ciltsiz haline ilkkez bu kadar ilgiyle dokunmuştum.İnsanı ilk cümlelrinden itibaren saran, uzaklara, kendi içimizdeki hep yalnız bıraktığımız ‘’ BEN ‘’ e götüren, etkileyici bir roman kanımca.
Roman 724 sayfa, yazarı tarafından karmaşık anlatım teknikleriyle işlenmiş, iç ve dış konuşmalarla donatılmış. “Sonun Başlangıcı”, “Yayımcının Notu” ve “Turgut Özben’in Mektubu” isimli üç özel bölüm ile başlamakta, romanın iskeleti okuyucuya anlatılmakta, kurgudaki boşluklar doldurulmaktadır. Roman dört bölüm, yirmi bir alt bölümden oluşuyor, ruh çözümlemeleri ve konuyu desteklemek için gelişen olay parçacıklarının yoğun ayrıntıları var…H.C

Yazının Devamını Oku »

YÜREK KAPISININ TOKMAĞI YOKTUR !…

YÜREK KAPISININ TOKMAĞI YOKTUR !…
Tarihsel gerçekçiliği tartışılır, ama hoş hikâyedir, Yavuz Sultan Selim’in, bir Türkmen güzeline gönül verdiği hikâyesi…
Rivayete göre olay Mısır Sefer-i Hümayunu esnasında vuku bulmuş:
Şam yakınlarına kurdurduğu Otağ-ı Hümayun’da üç ay kadar kaldığı esnada…
Türkmen kızı, işte bu otağın temizliğini yapanlar arasındaymış. Her nasılsa gördüğü Sultan Selim’e gönlünü kaptırmış…
Öyle yanmaya başlamış ki, birkaç gün sonra aşkını Padişah’a iletmek için çadır direğine bir soru yazmış:
“Seven insan neylesin?”
Yavuz Sultan Selim, direkteki soruyu görür görmez, konuyu kavramış. Yazanı tespit amacıyla altına şöyle bir not düşmüş:
“Hiç durmasın söylesin.”

Yazının Devamını Oku »

VİCDANINIZIN BAM TELİNE BİR VURUN HELE !…BİR “TIN ” DEĞİL, KOCAMAN BİR ÇIĞLIK DUYACAKSINIZ…

VİCDANINIZIN  BAM TELİNE BİR VURUN HELE !…BİR “TIN ” DEĞİL, KOCAMAN BİR ÇIĞLIK DUYACAKSINIZ..
Bebekler bize emanet…  
İçeriden bir mızmızlanma sesi…
Yangın alarmı almış itfaiyeciler gibi yerimizden fırlıyoruz.. Bakıyoruz ki, uyanmış.. Önce bez kontrol ediliyor.. Pişik olmasın diye değiştiriliyor hemen..
Sonra doğru annesinin kucağına… Henüz 2 aylık.. İki ya da üç saatte bir beslenmesi gerekiyor …
Karnı doyduktan sonra gaz çıkarma safhasına geçiliyor… Bir kaç ‘gark, gurk..’ sesi bizi mutlu ediyor..
Zira biliyoruz ki, karnı tok, gazını çıkartmış ve altı temiz olan bebek mutlu bir bebektir…
Yazının Devamını Oku »

GEL DE, SAÇINI BAŞINI YOLMA !…

 

GEL DE, SAÇINI BAŞINI YOLMA !…

Tek “sermaye”leri ve tek “beslenme” kaynakları “kriz” olanlar, şu anda “kriz” geçiriyorlar…

Kriz geçiriyorlar çünkü, umdukları dağlara kar yağdı.

 Görüldü ki; “İstifa” eden her komutan için “1 saat” yetti…

 4 saat içinde “kriz” de bitti, “gerilim” de!..

 GEL DE “KRİZ!” GEÇİRME!..

 Çankaya Köşkü’nden dağıtılan bir fotoğraf, “kriz tüccarları”nın saçlarını-başlarını yolmasına yol açtı…

Çünkü, Çankaya’daki “iftar” yemeği öyle bir “sıcak atmosfer”de geçmişti ki; yüzlerde ne “gerginlik” vardı, ne de “öfke” ve “kızgınlık!” Yüzler gülüyordu…

 Öyle bir “fotoğraf”tı ki; “sivil”ler ve “asker”ler, dosta-düşmana “kriz yok” diyorlardı!..

 Gel de, krize girme!.. Gel de, saçını-başını yolma!..

 Ne biçim ülke buuu!.. Ne kriz var, ne gerilim!..

 Gel de, krize girme!.. Gel de, saçını-başını yolma!..

  Yazının Devamını Oku »

KENDİ ÜLKESİNİN SÖMÜRGECİSİ !…

KENDİ ÜLKESİNİN SÖMÜRGECİSİ !…

Tepesinde sallandırılan kılıcı, hayatın her alanına düşürdüğü gölgesinin büyüklüğüne, gölgede kalan alanların çürümüşlüğüne, ürettiği korkunun yerleşikliğine rağmen oradan kararlılıkla indiriveren Türkiye toplumunu alnından öpmek isterim, izninizle!

Zira bu “şahane mevzi terki”nin gerçek aktörü asla gidenler değildir. Kalanlardır, kararlılıkla sivilleşenlerdir. Türkiye halkı şunca yıldan, bunca zorlu acı tecrübeden sonra kendi ülkesini, iradesini, sözünü, siyasetini “yerli sömürgecisi”nin elinden bileğinin hakkıyla geri alıyor, özgürleşiyor. İşte bu, kutlanması gereken bir şeydir!

Bu işleri elbette bir siyasi partinin eliyle yapıyor -demokrasinin icabı. AK Parti’yi 9 yıldır iktidarda tutan şey, tam da budur; toplumun taleplerini doğru okumak, apoletli gölgelerden tırsıp ıslık çalmak yerine “teamül dışına” çıkıp “ampulü yakmak”.

Nasıl sömürgeleştik?

Yazının Devamını Oku »