En Son Yorumlar
    Takvim
    Temmuz 2011
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

    30 AĞUSTOS VE LOZAN; İKİSİ DE ZAFER İSE, O ADALAR NİYE YUNAN’DA ?…

    BURNUMUZUN DİBİNDEKİ ADAYI YUNAN’A VERMEYİ Mİ KUTLUYORSUNUZ ?… 
    Lozan andlaşmasının yıldönümündeyiz.
    İçeriği hiç tartışılmayan, ne kazandığımız, ne kaybettiğimiz konuşulmayan bu andlaşma üzerinden, dindar insanlara saldırı kampanyasının yine içindeyiz.
    Etkinlikler düzenleniyor. Konferanslar veriliyor.
    Kutlama ilanları ile, insanların bilinçaltına “Lozan bir zaferdir” mesajı dikte ettirilmeye çalışılıyor.
    Bu arada da -ne ilgisi varsa- dindarları tahkir de, elden bırakılmıyor.
    Lozan çerçevesinde düzenlenen etkinliklerin hepsinin haber içeriklerine baktım.
    Hiçbirisinde, Lozan ile kaybettiklerimiz konusunda, hiçbir bilgi yok… Bir ipucu bile yok…
    O zaman buyrun, biz bir nebzecik, konuya eğilelim.. İlkokul tarih bilgisi kabilinden, Lozan’da neler kaybettik, başlıklar halinde birer birer sıralayalım..
    Ki, Lozan’ı zafer olarak tanıtan birisi ile karşılaşırsanız, kaybettiklerimizi yüzüne vurasınız.
    Önce bir tespit yapalım..
    Kurtuluş Savaşı’ndan, Türkiye’nin başarı ile çıktığı konusunda bir tereddüdümüz var mı?
    Olmaması gerekir.
    Aksi halde, “Yunanlıları denize döktük”ü nereye oturtacaksınız? İnönü zaferlerini, nereye oturtacaksınız?
    Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıktığımıza göre, savaşın tarafı olan ülkelerle oturduğumuz anlaşma masasında da, bizim alan taraf olmamız gerekir, değil mi?..
    İşin doğrusu bu da..
    İşin gerçeğinde neler yaşanmış, birlikte görelim..
    İlk temel konu, Musul..
    Lozan andlaşmasında, Musul ne olmuş?
    Bugün dahi çok önemli tartışma konuları arasında olan Musul, (kendi bölgesindeki) savaştan galibiyetle çıkmış bir ülke olmamıza rağmen, bize bırakılmış mı?
    Hayır..
    Ya ne yapılmış?
    İngiltere ile daha sonra görüşmeler yapılması ve görüşmelerin sonucuna göre hareket edilmesi kararlaştırılmış…
    Hani sonrasındaki görüşmelerde, Musul bize kalsa, “Büyük bir diplomatik başarı göstermişiz.. ‘Daha sonra bu konuyu çözelim’ diyerek, iş uyutulmuş.Sonrasında da Musul’u almışız” diyeceğim.
    Ama maalesef.
    Sonrasındaki görüşmelerde, bir küçük operasyon ile, Musul bizden çıkmış..
    Demek ki Lozan’ın ilk kaybı ne imiş?
    Musul imiş!
    Bugün büyük bir gelir elde edebileceğimiz bir bölgenin yeraltı zenginlikleri, Lozan ile elimizden kayıp gitmiş.
    Bu bölüm tamam mı?
    Tamam..
    Peki Lozan’da başka neler kaybettik.
    Ege’deki Gökçeada ve Bozcaada dışındaki diğer adaları..
    Savaş yapıyoruz. Yunanlıları Ege’de denize döküyoruz.
    Ama o Ege’deki iki ada dışında, diğer adaların tamamını, -burnumuzun dibindekiler dahil- Yunanistan’a veriyoruz!
    Ve bu Lozan, büyük bir başarı olarak, 88. yılında dahi bize yutturulmaya çalışılıyor.
    Lozan’daki ikinci büyük kaybımız da, Ege’deki adalar..
    Lozan’ın üçüncü önemli başlığı ne?
    Boğazlar..
    Yani, düşmanları kovalayarak ülke dışına attığımız bir savaşın sonrasında, binlerce şehid ile kendi topraklarımızın içinde kalmasını sağladığımız boğazlar..
    Boğazlar konusunda Lozan’da ne karar alınmış?
    Onu da kısaca özetleyelim..
    Askeri olmayan gemi ve uçakların, barış zamanında boğazlardan serbestçe geçmesi ve boğazların iki tarafında askeri kuvvet bulundurulmaması öngörülmüş..
    Yanlış okumadınız.
    Aynen böyle..
    Hem yabancı devletlerin gemileri boğazlardan serbestçe geçecek…
    Hem de, biz kendi topraklarımız arasında kalan bu boğazların iki yanında, askeri kuvvet bulunduramayacağız!
    Affedersiniz, biz savaşı kazanmış mıydık?
    Yoksa kaybetmiş miydik?
    Kaybetmiş miydik ki, boğazların iki tarafında, askerimiz bulunmayacaktı?
    İşte bu maddeler bile, başarı diye takdim ediliyor bize..
    (Küçük bir not: Lozan’daki boğazlar maddesi, daha sonraki bir antlaşma ile, birazcık düzeltilmiştir.. Asker bulundurmama maddesi kaldırılmıştır.)
    Şimdi Lozan’ı “başarı” diye yutturmaya çalışanlara tekrar soralım: “Ege’deki, burnumuzun dibindeki adayı Yunan’a bırakmak.. Musul’u terketmek.. Boğazlarda hakimiyeti terketmek.. Bunlar mı başarı?”

    30 AĞUSTOS VE LOZAN; İKİSİ DE ZAFER İSE, O ADALAR NİYE YUNAN’DA ?…
    Ege’deki adaların Yunanistan’a bırakıldığı ile ilgili küçük bir araştırma yaptığınızda, “burnumuzun dibindeki adalar” tesbitinin, abartı değil, gerçekle bire bir örtüşen ve sık sık kullanılan bir tanımlama olduğunu görürsünüz.
    Hatta “çıplak gözle görünür uzaklıkta”, “taş atımlık mesafede”, “tükürsem, ulaşacak mesafede” gibi tanımlamalar da yapılıyor, Yunanistan’a bıraktığımız adalar için..
    Simi ile Meis, burnumuzun dibindeki iki ada.
    Meis deseniz daha da çarpıcı. Kaş’tan taş atımı mesafede.
    Her 30 Ağustos’ta, Zafer Bayramı’nı kutluyoruz.
    “Kurtuluş savaşını nasıl kazanmıştık, Yunanlıları denize nasıl dökmüştük ama?” diyor, dedelerimizle gurur duyuyoruz.
    Amma velakin, kazandığımız savaştan mağlup çıkan Yunan’a, Ege’deki tüm adaları nasıl vermişiz/niçin vermişiz, hiç sorgulamıyoruz.
    Hatta, “Lozan Andlaşması”nı döndüre döndüre büyük bir zafer olarak takdim edenlere, hiç sormuyoruz:
    “Kurtuluş Savaşı’nın bir zafer olduğunda mutabık isek…Eğer onun üstüne, bir de Lozan Anlaşması da sizin dediğiniz gibi zafer ise.. Zafer katmerleşti demektir..
    O zaman, bu adalar niye bizde değil de, Yunanlılarda?”
    Bazı aklı evveller diyecekler ki; “Lozan Anlaşması’nda o adaların çoğu, Yunanlılara değil, İtalyanlar’a bırakıldı. Yunanistan’a bırakılması, 1947’de gerçekleşti!”
    Daha kötü ya..
    Yunanistan’ın, o adalara yine bir yakınlığı var..
    İtalya’nın ne ilgisi var ki, gelmiş Ege Denizi’ndeki adaları, üstelik bize bir taş atımlık mesafedeki adaları, bizden almış, sonrasında da Yunanlılara vermiş?
    Bir Lozan kahramanı anlatsa da, öğrensek bunları..
    Ama onlar, Lozan’ın sadece ismini anarlar.
    Maddelerini bile hiç okumazlar.
    Açın okul kitaplarını.
    Kendi kitaplarınızı bulamıyorsanız, çocuklarınızın tarih kitaplarını açın..
    Bakın, Lozan Anlaşması’nın maddeleri ile ayrıntılı bir anlatım var mı?
    Hikaye kısmı güzel.
    “Lozan’da şöyle yaptık, böyle yaptık” mavalları gırla..
    Ama andlaşmadaki maddelerin dökümü yapılarak, “Şu konuda şunu kazandık, şu maddede şunu elde ettik” şeklinde bir anlatım, maalesef yok.
    Varsa yoksa, “kapitülasyonları kaldırdık” kandırmacası.
    Kapitülasyon nerde var ki, bizde de devam etsin, be şaşkınlar..
    Kapitülasyon bir hak mıdır ki, sittin sene devam etsin be gafiller.
    Bir atıfet olarak vermişiz. İstediğimiz zaman da geri alırız.. Kim karışırmış ki, onun kaldırılmasını, bir andlaşmaya konu yapmışsınız?
    Sonra da, kapitülasyonu kaldırmakla övünüyorsunuz..
    Tek taraflı olarak “Kaldırdık” diyecektiniz, kaldırılmış olacaktı.. Hepsi bu kadar..
    Adamlara iyilik olsun diye verdiğimiz bir atıfeti kaldırdığımız için, bir de hesap mı verecektik onlara..
    Kısacası; Lozan’da bize Musul lazımdı.. Alamadık.
    Bize Ege’deki adalar lazımdı.. Alamadık.
    Bize boğazlara tam hakimiyetimizin kabulü lazımdı. Onu da alamadık.
    Bu Lozan’ın neresi başarı, gösterseniz de, biz de bilsek..

    Yanıt Yazın