En Son Yorumlar
    Takvim
    Aralık 2011
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

    GÜNDEM ÇORBASI !…(26.12. 2011)

    ŞİKE !…
    Bakan Kılıç’ın meselesi ne, bir anlasak!
    Hey gidi 3 Temmuz öncesi günler hey!..
    Hatırlıyor musunuz o günleri?
    Tv tartışmalarında ne zaman “temiz futbol” meselesi masaya yatırılsa…
    Ünlü yorumcularımız hiç duraksamadan ortaya atılır ve derdi ki…
    “Milan gibi, Juventus gibi, Marsilya gibi takımları küme düşürebilecek kararlılığa sahip değilsen, temiz futboldan hiç söz etmeyeceksin!”
    Nasıl da adil, tarafsız ve dürüsttüler! Kolaydı tabii!
    Şimdi çoğuna bakıyorum da…
    Lafı eviriyor, kıvırıyor, eziliyor, büzülüyorlar.
    Hepsi aynı iddiayı sakız yapmış çiğniyor: Büyük kulüpleri küme düşmeyle cezalandırırsan futbol ölürmüş…
    Yahu, zaten ölmüş futbol! Para dönüyor diye “canlı” mı sandınız?
    Ama anlamak da gerek!
    “Şurada güzel güzel ekmek tezgâhını kurmuşuz, bozmayın” diyecek değiller ya!
    Ancak siyasi otorite işin içine girdi mi durum değişir.
    Mesela Bakan Suat Kılıç’ın son çıkışını pek anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim.
    Sayın Kılıç da şu malum “şike yapanlar bedelini ödesin ama takımlar değil” mantığını öne çıkartıyor.
    İyi de şike yapanlar (ki sokaktan geçen adamlar değiller, kulüplerin yöneticileri) bunu “babalarının keyfi” için yapmıyorlar ki!
    O şikeyle, o teşvikle puanlar alınıyor, puanlar kaybedilmiyor mu?
    Haksız yere puanları cebe indiren kim? Futbol takımı. Haksız yere puanları kaybeden kim? Rakip takım.
    Kandırılan kim? Milyonlarca insan…
    Bu durumun hafife alınacak ve “kulüplerle ne ilgisi var canım” denerek geçiştirilecek bir tarafı var mı? Yok!
    Daha da ötesi…
    UEFA ve FIFA bu mantığı yutup sindirir mi? Hayır!
    Sayın Kılıç’ın Skytürk’te yaptığı açıklamaların en rahatsız edici tarafı lafı sürekli “büyük kulüpler” noktasına getirmesi…
    Diyor ki…
    “Tüzel kişileri cezalandıracaksınız, iyi güzel ama Türkiye’de 50-100 yıllık kulüpler var.
    Bu kulüpler sadece futbolun değil, sporun lokomotifi. Eğer ki, bu kulüplerin yöneticileri bir şike hadisesine karışmışsa ve yargı bunu kanıtlıyorsa, bunu camiaya mal etmek ne kadar doğru ve haklı bir yaklaşımdır!”
    Sayın Bakan…
    Fanatik taraftar grupları hariç kimse şikeyi bir kulübün tüm camiasına mal etmez!
    Araya bu sözleri sıkıştırmanız ve böyle bir şey varmış gibi bir hava yaratmanız neden?
    Kaldı ki esas konu bu değil belli ki…
    Esas konu kulüplerin büyüklüğü!
    Ama kulüp büyük diye ceza verilemeyecekse…
    Bu nasıl hukuktur, nasıl idaredir!
    Bunun sonu nasıl gelir bilmiyor musunuz?
    Birileri de yarın öbür gün “bizim oğlumuz hapse giremez, bizim şirketimiz cezalandırılamaz çünkü biz köklü aileyiz, güçlüyüz, zenginiz” dediğinde…
    Hukuk ne diyecek? “Evet, haklısınız, sizi mağdur etmemek gerek” mi diyecek?

    Alıntı: Haşmet Babaoğlu
    ***
    SU KERTENKELESİ…
    Su Kertenkelesini hiç duydunuz mu? Şöyle bir mahareti var: Su üstünde yürüyebiliyor.
    Ama onu anlatmaya gelmeden, bir tavsiyede bulunayım: Boş kaldığınız günlerden bir gün, şöyle geriye doğru hayatınıza bir bakın…
    Bakın ki, zaman zaman neden başarısız oldunuz, zaman zaman nasıl başardınız?..
    Yıkıldığınızda tekrar nasıl dirildiniz? Hayatınız size ipucu verecektir.
    Gelelim şu Su Kertenkelesi’ne…
    Su üstünde yürüyebilen nadir yaratıklardan biridir. Bunun için yapması gereken tek şey, saniyede yirmi adım atmaktır.
    Bu şu demektir: Eğer saniyede yirmi adım atabilirseniz, siz de su üstünde yürüyebilirsiniz!
    İmkânsız gibi görünüyor değil mi?..
    1924’ün teknik şartlarında Everest Tepesi’ne (dünyanın en yüksek dağı) tırmanmak da “imkânsız”dı: George Mallory tırmandı…
    1453’ün şartlarında Bizans surlarını aşıp şehri fethetmek de “imkânsız”dı: Fatih Sultan Mehmed fethetti…
    Sina Çölü’nü koca bir ordu ile geçip Mısır’ı almak da “imkânsız”dı: Yavuz Sultan Selim on üç günde çölü geçti ve Mısır’ı aldı…
    Seyit Onbaşı 270 kiloluk top mermisini tek başına kaldırmaya kalkıştığında, arkadaşı Ali “imkânsız” demişti, “kaldıramazsın.” Kaldırdı, namluya sürdü ve meşhur Ochean Zırhlısı’nı vurdu…
    Vaktiyle ampulü yapıp yakmak da “imkânsız”dı: Şehrin “en aklı başında” insanları sık sık Edison’a gelip, “imkânsız” bir hayalin peşinde hayatını tüketmemesini, doğru düzgün bir iş tutup çalışmasını öneriyorlardı: Ama ampul yandı…
    Tarih “imkânsız”ı “mümkün” hale getirenlerin başarı öyküleriyle doludur.
    Onların bizden farkı, dalmayı çok istemeleri, çok çalışmaları ve ellerinden gelenin en iyisini yapmalarıdır…
    Bu kadar…
    Yoksa Su Kertenkelesi gibi özel yaratılmış değiller…
    Seyit Onbaşı gülleyi kaldırmayı, Fatih, Kostantiniyye’yi fethetmeyi, Yavuz çölü geçmeyi, Edison ampulü yakmayı denemeseydi, Allah’ın yardımı erişmeyecekti.
    Anlaşılan “başarı”nın yolu denemekten ve asla pes etmemekten geçiyor.
    Nitekim, Edison’un laboratuarında yangın çıkıp yıllarca yaptığı deneylerin sonuçları kül olunca, şöyle demişti:
    “Tüm hatalarım yandı çok şükür!”

    Alıntı: Yavuz Bahadıroğlu
    ***
    VESAYETİN GÖLGESİ…
    TBMM’nin üzerindeki askeri gölgenin çekilmesi sivilleşme noktasındaki önemli bir adımdır.
    Ergenekon davası ve Yeni Anayasal sürecin ağırdan alınmaya başlanmasının kolumuzu kanadımızı kırdığı şu süreçte moral verdi.
    Emeği geçenleri yürekten tebrik etmeli!
    ****
    DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU…
    Kurumun adı “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”. Bütün adında “Atatürk” geçen kurumlar gibi, o da Atatürk tarafından kurulmamıştır!
    Şunu merak ediyorum: Bu Kurumu kanun hükmünde kararname tanzim ederek, Anayasa değişikliği öncesinde hangi parlak akıl, hangi işlek mantık başımıza sardı?
    “Benim!” diyen beri gelsin, çünkü onunla davamız var!
    *****
    MERAK !…
    Hep merak edegelmişimdir.
    Neden güç gösterilerimizde, mutlu günlerimizde sevgi ve coşku sayhalarımızda kendi has değerlerimizi kullanmaktan kaçınırız….
    Sevindirmek için çocuklara para dağıtırken onların itiş kakışını görünce avucumuzdaki bozuk paraları havaya atıp dağıtımı kısa yoldan bitiririz.
    Sıra büyüklere şerefiyeye geldiğinde, konfeti için nedense birer dolarlık Amerikan tomarlarını tercih ederiz de, Türk kaymelerine itibar etmeyiz…
    Yerli paranın haysiyeti mi yok, tehlikesi mi çok…
    ***
    KANALİZASYON ÇUKURU GİBİ !…
    Kusura bakmayın ama şurası gerçek, internet denilen çağın buluşunu da kendimize benzettik.
    Kıskanç, kompleksli, cahil ve kötü niyetli kişilerin elinde interneti, daha açıkçası sosyal medyayı çok kötü silah yaptık.
    Allah kimseyi oraya düşürmesin.
    Kanalizasyon çukuru gibi…
    ***
    NASİHATLER…
    Kimseye çok bağlanmamak lazım, vakti gelince herkes gidecek.
    Yanındayken kıymet bilmek lazım, bir gün herkes geldiği yere dönecek.
    Gereksiz yere kalp kırmamak lazım, ömür dediğin kısa, öyle gelip geçecek.
    Kavgayla geçen zamana yazık, o vakitler geri gelmeyecek.
    Parayı baş tacı etmemek lazım, onurun paranla ölçülmeyecek.
    Tutumlulukla cimriliği karıştırmamak lazım, dostların yoksa o para kimle yenecek?
    Malın mülkün derdine, hayatı kaçırmamak lazım!
    Sahip olduklarını götüremezsin yanında, senden sonra başkaları yiyecek.
    En azından bir kere deli gibi aşık olmak lazım, yoksa kalp sevmeyi nasıl öğrenecek?
    Hiç ağlamadıysan bir gidenin ardından, gözlerin ıslanmayı nereden bilecek?
    Güzel anılar biriktirmek lazım, torunların senden ne dinleyecek?
    Bol bol resim çektirmek lazım, yoksa o günler nasıl yad edilecek?
    İnsan dediğinin acı çekmesi lazım, yoksa düşkünün halini nereden bilecek?
    Şöyle okkalı bir tokat patlatmalı hayat suratına; yoksa kim, haddini nasıl bilecek?
    Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.
    Önemli olan dik durmayı öğrenmektir çünkü birileri seni itecek.
    Mutlaka bir şeye inanmak lazım, kim ruhun boşluğunu doldurabilecek?
    İster Tanrı de adına, ister fizik, ister felsefe; en kötü anında seni o inanç ayakta tutabilecek.
    Hepsinden önce insan olduğunu unutmamak lazım!
    Bu dünya yalnız senin değil, başkalarının da yaşam hakkı var.
    Bitkiymiş, hayvanmış, havaymış, denizmiş kucaklamak lazım; gün gelip onlar sana can verecek.
    Bir de şu kalp var ya şu kalp, ona sevmeyi öğretmek lazım!
    Öğretemezsen eğer, bu evren senin üstüne koca bir çarpı koyup geçecek….
    ***
    Bugün (26 Aralık 2011)
    26 Aralık Gregorian Takvimine göre yılın 360. günüdür. Sonraki sene için 5 ( Artık yıllarda 6) gün var.

    26 ARALIK’LAR DA DÜNYA’DA VE TÜRKİYEDE NE OLAYLAR OLDU ?…
    1896 Çinli Lider Mao Zedong doğdu.
    1923’Aff-ı Umumi Kanunu’ TBMM’nde kabul edildi.
    1925 Türkiye’de uluslar arası takvim ve saatin kullanılması TBMM’de iki ayrı yasayla kabul edildi.
    1960 Maliye Bakanı Ekrem Alican’ın görevi sona erdi. Yerine Mustafa Kemal Kurdaş atandı.
    1975 İstanbul’daki Cağaloğlu ile Bahçekapı arasında bulunan Gürün ve Katırcıoğlu hanları, sabah 09.00’da çıkan yangın sonucu tamamen yandı.
    1975 İstanbul’daki Cağaloğlu ile Bahçekapı arasında bulunan Gürün ve Katırcıoğlu hanları çıkan yangın sonucu tamamen yandı.
    1975 Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde başkanlışa 140 oyla Tekin Arıburun seçildi.
    1975 Sovyetler Birliği Başkanı Aleksi Kosigin 40 kişilik bir heyetle Ankara’ya geldi.
    1977 Sağlık Bakanlığı 1.350 kalem ilacın fiyatını yüzde 25-30 oranında artırdı.
    1984 İstanbul’da suya yüzde 112 zam yapıldı.
    1985 Ücretli ve emeklilere ödenen vergi iadesinin kapsamı genişletildi.
    1989 ABD, uyuşturucu kaçakçılığı suçuyla aradığı Devlet Başkanı General Manuel Noriega’yı ele geçirmek için Panama’ya bir askeri müdahale düzenledi. Müdahaleye ABD Kongresi’nden büyük tepki gelirken, harekat sonucunda çok sayıda kişinin öldüğü belirtildi.
    1990 Türk Metal Sendikası’nın 85 bin üyesi ile Bağımsız Otomobil İş ve Çelik-İş Sendikası’nın 42 bin 500 işçisi, toplu sözleşme görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması nedeniyle greve başladı.
    1990 Slovenya bağımsızlığını açıkladı.
    1991 Sovyetler Birliği dağıldı. 23 Eylül’de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan fiilen ve hukuken bağımsız oldu.
    1992 Ankara -Haydarpaşa arasında çalışacak olan elektirikli tren hizmete girdi.
    1996 Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, ilk kez bir TV kanalında yapılan (HBB) naklen yayınla, “şeffaf ihale yöntemini” gerçekleştirdi.
    ***
    Eğer söylenecek sözünüz varsa ekleyin..
    Eğer söylenecek sözünüz yoksa sözleri okuyun..
    Okumaya da zamanım yok diyorsanız..
    O zaman PAYLAŞ ın birileri mutlaka okur…
    ***

    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

    Yanıt Yazın