En Son Yorumlar
    Takvim
    Aralık 2018
    P S Ç P C C P
    « Kas    
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31  

    ‘GENEL’ Kategorisi Arşivi

    HER SEÇİM SONUCU YAYINLADIĞIM DEĞİŞMEZ YAZIM..

    SEÇİM SANDIKLARIHER SEÇİMDE NAL TOPLAYACAKSINIZ…

     

    Çok partili düzene geçtiğimiz 1950 yılından bu yana CHP hemen her seçimden yenik çıkmayı başarabilmiş, böylece de “yenilen pehlivan güreşe doymaz” sözünün ne kadar doğru olduğunu kanıtlamış bir siyasi partidir?
    Dünyada da sürgit ana muhalefet olarak kalmayı becerebilmiş tek siyasi kuruluştur!

    Ve her yitirdiği seçim sonrası artık ezberlediğimiz mazeretleri birbiri ardına sıralar durur:

    İŞTE O MAZERETLERDEN BAZILARI…

    “Hatay’ı Suriye’lilerle doldurdular, AKP’ye ve Tayyip’e oy versinler diye!..”

    “Dağdaki çoban da oy kullanacak!…”

    “Araştırma yaptım Tayyip ancak %35 alır!..” Yazının Devamını Oku »

    RUZNAMEM DEN SEÇMELER…

    imagesCAGGBL8M

    NE KADAR APTALMIŞIM Kİ…!..

    Her sakallıyı dedem sanmışım…
    Yıllarca kendime çekerek açmaya çalıştığım kapı, meğer iterek açılıyormuş…
    Allah’a sığınmak gibi mükemmel bir duygu var iken, sana sığınmaya çalışmışım…
    Zamanında sevmemem gereken insanları sevip gözyaşı dökmüşüm…
    Sevdigin kadar sevilirsin sözüne çok inanmışım…
    Onun da beni sevdiğini sanmışım…
    Bazı hayvanları insan sanmışım…
    Herkesi kendim gibi sandım…,
    Yine aynı hatayı yaptım. Birdaha asla ‘gerçekten’ inanmam güvenmem derken İnan dedi İNANDIM güven dedi GÜVENDİM…
    Her karşıma çıkanı insan sanmışım…

    FARZET Kİ!..
    Farz et ki yazdıklarımı anlayabildin.
    Ya anlayamadıkların?
    Ya yazıp da sildiklerim?
    Ya yazamadıklarım? …

    BİZİM ZAMANIMIZ DA SİYAH ÖNLÜK VARDI!…
    İlkokulda önlüklerimiz siyahtı.
    Yazının Devamını Oku »

    TÜRKİYE’NİN GERİ VİTESİ BİR PARTİ “CHP”…

    Bp2KRFLCMAAo-G1CHP’DEN TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR…
    Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşunun 89. yılında gazetelere tam sayfa ilanlar vermiş.

    Başlık şu: “Tarihe not düşüyoruz.” Oturmuş, masa başında bir sürü güzel şeyi alt alta sıralamışlar.
    İyi de eğer böyle kağıt üstünde yazıp millete sunulan iyi vaatlerle iktidar olunsa şu anda 54 siyasi parti iktidara gelirdi.
    Mevcut siyasi hayatımızın vazgeçilmez unsuru olan 54 partimiz var ve her biri de üç aşağı beş yukarı oturup iyi bir şeyler çiziktirebilirler masa başında.
    Kendileri yazamıyorsa bir reklam ajansına da bu işi sipariş edebilirler. Peki şansları ne olur? Tabii ki sıfır.
    Siyasette en büyük handikap iktidara gelebilmektir. Yani milletten onay alamıyorsanız çabalarınız beyhudedir.
    Bütün bu partilerden daha da şanssız olanı ise CHP.
    Neden mi? Anadolu halkının çok güzel bir benzetmesi ile konuşalım, bu partinin geçmişi çakıldaklı.
    Yazının Devamını Oku »

    “LATİFE HANIMIN BİLİNMEYENLERİ KEŞKE BİLİNMESEYDİ”

    fft16_mf548610“ATATÜRK’Ü KULLANMAK”….

    Bazıları, öğrencilik yıllarında kendilerine Tarih diye anlatılan  masalları gerçek sanıp, şimdi doğruları söyleyenlere düşman gözü ile bakıyorlar.

    Kendi fikirlerini doğru kabul edip, karşı görüşte ki insanların fikirlerini çürütme adına, verebilecekleri hiç bir bilgi birikimi olmayanlar genelde Atatürk kültünü kullanıyorlar…

    Ancak bilmiyorlar ki böyle yapmakla en çok Atatürk’e zarar veriyorlar..

     

    Dini değerlere hakaret et, ardından bir Atatürk fotoğrafı ve onun bir sözünü paylaş!..

    Osmanlıya ve ecdadımıza ağıza alınmayacak en galiz küfürleri et, yanına bir Atatürk fotoğrafı ve onun bir sözünü paylaş!…

    Tayyip Erdoğan’a küfret saldır, yanına bir Atatürk fotoğrafı ve onun bir sözünü paylaş!..

    Ama güneş balçıkla sıvanmıyor, gerçekler yalanlarla gizlenemiyor..

     

    Bu sabah kütüphanemi karıştırırken, yıllar önce okuduğum bir makale geçti elime..

    Başlıkta “Latife Hanım’ın bilinmeyenleri keşke bilinmeseydi!” başlığını taşıyordu..

    Pegasus Yayınları’ndan çıkan ‘Latife Hanım’ın Kâğıtları’ isimli derleme çalışma,

    o günlerde çok konuşulmuştu..

    Yazının Devamını Oku »

    VAHDETTİN HAN…

    vahdettin han

    VAHDETTİN HAN…

    * Otuzaltıncı ve Son Osmanlı Padişahı

    * Yüzbirinci İslam Halifesi

    * Saltanat Süresi: 1918-1922

    * Babası:Sultan Abdülmecid Han
    * Annesi: Gülistu Kadın Efendi

    * Doğumu: 2 Şubat 1861

    * Vefatı: 16 Mayıs 1926

    Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden, ağabeyi II. Abdülhamid’in himayesinde yetişti. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşad’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Saltanata geçtiğinde I. Dünya Savaşı’nın korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imza edilerek, Birinci Dünya Harbi mağlubiyetimizle bitti. Vahideddin Han bu mütarekeye imza koyan delegeleri kabul etmedi.

    Yazının Devamını Oku »

    HANELER!…

    HANELER 2

     

     

    HANELER…..

    TÜRKÇE’nin zenginlikleri arasında “bileşik kelimeleri  teşkil eden “hane”li sözler…

    Her ne kadar, bütün kuvvetimizle Farsça bir kelime olan bu “hane” sözünü, dilimizden ve lügat kitaplarından atmak istesek,

    yine de bir çoğu dilimizde bırakılmış duruyor ve her şeye rağmen duruyor.

    Ben bu “hane”li kelimelerin, aklıma gelenlerini sıralayacağım…

    Bunların bir kısmı, yaşayan dilde dipdiri duruyor.

    Bir kısmı tarihi terim olarak, bir kısmı semt veya şehir adı olarak, hala yaşıyor.

    Bilmem hepsini toparlayabilecek miyim? Önce, IV. Murat’ın şeyhülislamı meşhur şair Yahya Efendi’nin:

    “Mescid de ria-pişler etsun ko riyayı; Meyhaneye gel kim, ne riya var, ne mürayi” beytinden,

    Dil Kurumu mensuplarının diline kadar yerleşmiş, “meyhane”den başlayalım ve devam edelim:

    Yazının Devamını Oku »

    “SİZ KAÇ PUAN VERİYORSUNUZ ?”

    “SİZ KAÇ PUAN VERİYORSUNUZ ?”

    Bir dostumun, Avusturyalı Oryantalist Ressamlardan Ludwig Deutsch’tin (1855 – 1935), “MEKTUBU OKUMA” adlı tablosunu Facebook da paylaştığı gün, resmin muhteşemliği beni etkilemiş ve kendisine “Bu eserleri gördükten sonra ben kendime “ressam” diyemiyorum” demiştim.

    Kendisi de bana “Abi bu adam ödüllü bir sanatçıymış…ne yapacaksın, sende kendi çapında karala bişeyler” diye cevap vermişti…

    Biz dostumla mesajlaşırken, bir başka arkadaşımız, “bizler sana ödül verelim eşitliği sağlayalım…Ancak eserini bir görelim” diyerek tartışmaya dahil oldu..

    Bunun üzerine bende yağlıboya çalışmalarımdan birkaç örnek verdim..

    Ancak dostum, “Portre çalışmalarınızı görelim sayın Hocam” deyince de, koleksiyonumdaki tek portre çalışmam olan bu yağlıboya resmimi facebooka koydum..

    Yazının Devamını Oku »

    BAZAN TUTTUĞUN İPİ BIRAKMAN GEREKİYOR!…

    BAZAN TUTTUĞUN İPİ BIRAKMAN GEREKİYOR!…
    Rivayete göre, belediyeye ait şantiyelerin birinde bir kaza meydana gelmiş…

    Kazada lâkabı “Lâz”, adı Osman olan, Karadenizli bir duvarcı ustası, feci şekilde yaralanmış…

    Tam anlamıyla ölümden dönmüş…

    Yarı ölü vaziyette hastaneye kaldırmışlar…

    Yaralarını sarmışlar, sarmalamışlar, ellerinden geleni yapmışlar…

    Lâz Osman biraz iyileşir iyileşmez, kalem-kâğıt istemiş. Başına bu kazanın nasıl geldiğini kendi mantığı ve şaşmaz dürüstlüğüyle ayrıntılı olarak yazmış…

    Buyurun: Duvarcı ustası Lâz Osman’ın âmirlerine mektubu…

    Muhterem büyüklerim…

    İş kazası tutanağı tutanlara, “plânlama hatası” olduğunu söylemiştim. Artık bunu yeterli görmüyor, olayı tüm ayrıntısıyla siz büyüklerime anlatmak istiyorum…

    Feci şekilde yaralanmama sebep olan kaza, aynen aşağıdaki gibi cereyan etmiştir…

    Yazının Devamını Oku »

    BAZEN!…

    BAZEN!…

    *Bazen aceleyle kaçırdığımızı yakalamaya çalışırken, onu iyice kaybederiz…
    *Bazen alabileceğin en büyük intikam; affetmektir. Ve bazen karşındakine verebilecek en güzel cevap gülüp geçmektir…
    *Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, asıl önemli olan insanın kendini affetmesidir…
    *Bazen bir bakış bir damla gözyaşı çok şey anlatır. Bunu ciltler dolusu kitapta bile anlatmak mümkün olmaz…
    *Bazen daha güzel şeylere yol açmak için, bazı şeylerin yıkılması gerekiyor…
    *Bazen diyorum ki, “Ne olacak söyle gitsin”. Sonra diyorum ki, “Söyleyince ne olacak? Sus bitsin”…
    *Bazen doğru olanı yapmak için, en çok istediklerimizden vazgeçmemiz gerekir. Hayallerimizden bile….
    *Bazen dudakların bitiremediği cümleleri, gözler tamamlar…
    *Bazen en sevdiğin en uzak yıldızdan daha uzak olur. Bazen en uzak yıldız gözünün içinde parıldar durur…
    *Bazen evrende yalnız olduğumuzu düşünürüm, bazen de olmadığımızı. Her iki durumda da bu düşünce beni afallatır…
    *Bazen fikirlerini de değiştirmelisin. Çünkü sen onların kölesi değil, sahibisin…
    Yazının Devamını Oku »

    ESKİ YIL GİTTİ, YENİ YIL GİRDİ !..

    YENİ YIL GİRDİ BAYRAM YAPTILAR !…

    Kapıdan mı girdi, pencereden mi, bacadan mı ben görmedim…
    Bir ay doğdu ilk akşamdan geceden
    Şavkı vurdu pencereden bacadan…
    Ayın doğuşu ışığından belli olur…
    Yeni yılın gelişi, girişi müphem…
    Bu yeni yıl giden eski yılın dokunduğu tezgâhta mı dokundu, apayrı bir tezgâh mı kuruldu?
    Havai fişeklerin art arda atılması bir şeylerin girdiğini işaret etti amma ben yine de anlayamadım…
    Doğru ya…
    Ben geri kafalıyım…
    Gecenin soğuğunda mini etekle Taksim Meydanı’na koşan Noel Analar bilir yeni yılın meziyetlerini… Yazının Devamını Oku »

    BİR GÜN BABAMIZIN RESMİ DE ÖLÜR!…

    BİR GÜN BABAMIZIN RESMİ DE ÖLÜR!…

    Çoğumuz, babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız.

    Baba, “baba” demeye başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır.

    Yıllarca babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize, “babam bugün niçin gecikti?” diye sorarız; kardeşimize, “babam yine su istiyor,” der ve dertleniriz; bazen de,”babama hangi yalanı uydursam,” diye planlar kurarız kafamızda.

    Baba, her seferinde, bize biraz uzak, biraz yabancı birisidir.

    Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o” biraz” yabancının, zamanın karşısında nasıl da eriyip gittiğini fark etmeyiz bile.

    Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır, ilkin ve hep o öksürür. Bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerden ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar; bunu da fark etmeyiz.

    İçimizden az buçuk dikkat kesilenler bilirler ki, baba, gözaltlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, gözaltlarındaki torbaların bağcığını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık.

    Yazının Devamını Oku »

    RUZNAMEMDEN SEÇMELER….

    MEVLANA’DAN GÜZEL BİR SÖZ EZBERLEYİP CAKA SATMAK BAZILARININ İŞLERİNE GELİYOR !…

    “Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede güneş gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi ol, ya göründüğün gibi ol!”

    Sözün Mevlana’ya ait olduğunu altına not etmiş. Üşenmemiş, bir semazen ilüstrasyonu bulup yanına iliştirmiş.

    Güzel ama…

    Ya sonra?

    Altta başka notlar de var.

    Nefret ettiği ne varsa hepsini hakaret denizinde boğan ve onlara bu ülkeden çekip gitmelerini emreden sözler…

    “Duvar”ın geri kalan bölümü magazin fikirleri ve dedikoduları üzerine yorumlarıyla dolu!

    Onları da okuyunca anlıyorsunuz ki…

    Ne sevgi var kalpte, ne dostluk ve kardeşlik var serde!

    Belli ki öfkesi dolup taşıyor!

    Mevlana mı?

    Yazının Devamını Oku »

    4+4+4…

    TAKKE DÜŞTÜ, KEL GÖRÜNDÜ !…
    4+4+4 ile, kafanın çıplaklığı net olarak göründü.
    Ne güzel konuşuyordu..
    “Canım biz de demokratız. Darbecilikle falan işimiz yok. Özgürlük istiyoruz. Herkese özgürlük. Türbanlıya da, başı açığa da..” deyince, herkesin yağı eriyordu..
    “Bu ülkede artık ‘özgürlük’ dışında bir talep olmaz. Herkesin rotası artık, özgürlük yönünde” görüşü hakim olmuştu ki…
    Birden çarkediverdi, çarkçıbaşı Kemal!
    Neymiş, “Milli eğitim sistemi ulusal davamız”mış. “Milli davamız”mış. “Benim çocuğumun, onun çocuğunun, bir başkasının çocuğunun davası değil, hepimizin, bu ülkedeki bütün yurttaşların ortak davası”ymış!
    Eeee?
    Eğitim sistemi, “bütün yurttaşların ortak davası” olunca, hepsine aynı şeyin dayatılması mı gerekiyormuş?
    Hani “Özgürlük” diyordunuz?
    Özgürlüklerin hakim olduğu bir sistemde, sizin tek tipi nasıl dayatabilirsiniz?
    Yazının Devamını Oku »

    AZ YAŞA, ÇOK YAŞA, AKİBET ER GEÇ GELİR BAŞA !…

    “DÜN GİBİ”…
    Türkiye’nin en uzun yaşayan insanı ve yabancı kaynaklara göre ise dünyanın en uzun yaşayan birkaç kişisinden birisi olan Zaro ağa, 160 yıllık ömrünün son günlerinde, hasta yatağın da yatarken, sevenleri ziyaretine gelmiş…
    Ve ağaya, 160 yıllık ömrünün nasıl geçtiğini sormuşlar..
    Ağa buğulu gözlerle boşluğa bakmış ve dudaklarından şu kelimeler dökülmüş..
    “Dün gibi”….
    Toprağa verilirken, torununun torunlarından biri şöyle bağırıyordu:
    “Hoy hooy öldü babam! Dünyasına doyamadan gitti!”

    Eyüp Sultan Camii arkasından, Kaşgari dergâhına çıkarken Meşhur Piyer Loti Kahvesi’nin sola doğru kıvrılan dik yokuşundaki kabristanda, başlığı Osmanlı dönemine ait Hamidi fesli bir mezar taşı bulunur.
    Yazının Devamını Oku »

    BALIK HAFIZALILARA HATIRLATMALAR…

    İSTİKLAL MAHKEMELERİ…
    Malûm, İstiklâl Mahkemeleri de; “Sanığın idamına, şahitlerin bilâhare dinlenmesine” şeklinde kararlar verilirdi…
    Hatta, bununla da yetinmezler; “İdam” ettikleri bazı sanıkları “idam sehpası”ndan indirirler, sonra kaldırıp, boynuna “yağlı urgan”ı yeniden geçirir ve “ikinci defa idam” ederlerdi!..
    O kadar “sadist ruhluydular ki; “Gömülen sanıklar”ın mezarlarını açtırıp, yeniden “idam sehpasında sallandırdıkları” bile iddia edilirdi!..

    Ankara İstiklal Mahkemesi ise 31 Temmuz 1922’ye kadar görev yaptı. Çerkez Ethem, Atatürk’e suikast, komünist kuruluşlar gibi davalara bakıldı. İkinci dönem İstiklal Mahkemeleri ise 1923-1927 arasında çalıştı. Hilafet ve saltanat yanlıları yargılandı. 1925’de ise Ankara ve Doğu Anadolu’da iki ayrı mahkeme daha kuruldu. Bu mahkemede, Şeyh Said isyanı davasına bakıldı.
    Yazının Devamını Oku »

    RUZNAMEMDEN SEÇMELER (5)…

    BİZİM ZAMANIMIZDA – AŞK…
    Eskiden ilk aşkımızı yüreğimizde besler gözlerimizle yaşar tatlı sözlerimizle onu yüceltirdik…
    Anlatacağımız her kelimeyi usulca seçer defalarca tekrarlar öyle heyecanla mektuplara yazardık…
    Postacımız vardı hergün postacı geliyor diye umutla onu beklerdik…
    Yüreğimizden akanları şiir gibi mektup yapar cevabını şimdiden özler öyle yollardık…
    Pencerelerde ve okul yollarında günlerce gelecek postacımızı bin bir gözle beklerdik…
    Gelen mektuplarımızı heyecanla okur onları kitaplarımızda saklardık…
    Yazının Devamını Oku »

    GÜNDEM ÇORBASI !…(18.12.2011)

    REYTİNG ŞİKECİLERİ!…
    Sizi gidi ‘masum’ reyting şikecileri…
    Yalanınızı sevsinler sizin… Demek “toplum böyle istiyordu”, öyle mi?
    Hepsi beri gelsinler bakalım…
    Ne diyorlardı yıllardır, “Toplum böyle istiyor, reytinglere bakınız”.
    Bir dönemin reyting patronu Can Tanrıyar “üç yılını bu meseleye vermiş birisi olarak “gerekli belgeleri de emniyete teslim etme” mutluluğu içerisinde “vicdanını aklamaya” çalışıyor şimdilerde…
    Artık bir ayağı çukurda olanların, hatıratını kaleme alırken itiraflarda bulunmasına benzetiyorum Tanrıyar’ın bu durumunu…
    Bu toplum, reyting uğruna nelere “seyirci” yapılmadı ki?

    Yazının Devamını Oku »

    BAYRAMLAR VE TEBRİKLER! …

    SMS YERİNE “TEBRİK KARTI” GÖNDERMEK.. Birçoğunuz için boş, lüzumsuz, demode bir şey: SMS yerine “tebrik kartı” göndermek.
    BİZİM ZAMANIMIZDA – Kısa mesaj marifetiyle değil de, bir zamanlar olduğu gibi tebrik kartıyla “bayramlaşmak.” vardı..
    “Cep telefonu kuşağı” bilmez; her bayram öncesi kırtasiyelerde, işlek caddelere bakan köşelerde, daha çok postane önlerinde kartpostal tezgâhları açılırdı.
    Bu kartlar kapış kapış satın alınır; her bayram postaneler şenlenirdi.
    Ah o tebrik kartları, ah o kartpostal duygular!..
    Bin tane “kısa mesaj,” bin tane “e-kart” bir tanesinin yerini tutmaz.
    Kiminin arkasında iki satırlık bayram mesajı, kiminin her santimi doldurulmuş.
    Mürekkebini dağıtacak şekilde bir damla gözyaşı düşmüş kiminin son satırına!
    Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki “Mübarek” gibi evden eve taşınan, yıllarca saklanmaktan sararmış o müthiş “hatıralar!”
    Kiminde kırık bir aşk ifadesi, kiminde bitimsiz bir hasret var.
    Yazının Devamını Oku »

    KOMUTANLAR, SONUÇ ALMADAN DÖNMÜYOR…

    İLKER BAŞBUĞ; GÖRDÜN MÜ BAK ASKERLİK NASIL YAPILIYORMUŞ?…
    Özel Paşa, Hakkâri’deki karargahta operasyonu bizzat yönetiyor.
    Genelkurmay Başkanımız ve komutanlarımız, bu işi bitirmeden Ankara’ya dönmemeye, evlerine gelmemeye adeta söz verdi
    Kendilerini siper ediyorlar…
    TSK, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yönettiği operasyonda 49 teröristin öldürüldüğünü açıkladı.
    Yerel kaynaklar ise 65’i Kazan Vadisi’nde olmak üzere 85 teröristin ölü ele geçirildiğini bildirdi.
    Sıcak temas devam ettiği ve bu sayının artabileceği de ifade edildi. Yazının Devamını Oku »

    YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM EĞER…

    YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM EĞER…
    Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
    İkincisinde daha çok hata yapardım.
    Kusursuz olmaya çalışmaz, sırt üstü yatardım.
    Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar,
    Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
    Temizlik sorun bile olmazdı asla.
    Daha çok riske girerdim.
    Seyehatler ederdim daha fazla.
    Daha çok güneş doğuşu izler,
    Daha çok dağa tırmanır, daha çok yüzerdim. Yazının Devamını Oku »