En Son Yorumlar
    Takvim
    Haziran 2020
    P S Ç P C C P
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    2930  

    ‘GENEL’ Kategorisi Arşivi

    KOMUTANLAR, SONUÇ ALMADAN DÖNMÜYOR…

    İLKER BAŞBUĞ; GÖRDÜN MÜ BAK ASKERLİK NASIL YAPILIYORMUŞ?…
    Özel Paşa, Hakkâri’deki karargahta operasyonu bizzat yönetiyor.
    Genelkurmay Başkanımız ve komutanlarımız, bu işi bitirmeden Ankara’ya dönmemeye, evlerine gelmemeye adeta söz verdi
    Kendilerini siper ediyorlar…
    TSK, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yönettiği operasyonda 49 teröristin öldürüldüğünü açıkladı.
    Yerel kaynaklar ise 65’i Kazan Vadisi’nde olmak üzere 85 teröristin ölü ele geçirildiğini bildirdi.
    Sıcak temas devam ettiği ve bu sayının artabileceği de ifade edildi. Yazının Devamını Oku »

    YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM EĞER…

    YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM EĞER…
    Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
    İkincisinde daha çok hata yapardım.
    Kusursuz olmaya çalışmaz, sırt üstü yatardım.
    Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar,
    Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
    Temizlik sorun bile olmazdı asla.
    Daha çok riske girerdim.
    Seyehatler ederdim daha fazla.
    Daha çok güneş doğuşu izler,
    Daha çok dağa tırmanır, daha çok yüzerdim. Yazının Devamını Oku »

    HÜZÜN ŞARKILARI…

    HÜZÜN ŞARKILARI …Ümit Yaşar OĞUZCAN’dan

    Islak, kederli bir gündü…
    Yapışkan bir havaydı dolduran ciğerlerimizi…
    İnsanlar, kuşlar, ağaçlar, çiçekler ve eşyalar korkunç bir yalnızlığın içine gömülmüşlerdi. Hiç kimsenin birbirinden haberi yoktu.
    Başka başka dünyalar yaratmıştık kendimize. Birlikte mutlu yaşayacağımız bir dünyada olduğumuzu bilmiyorduk.
    Kuş ağaçtan habersizdi, ağaç buluttan. Ve biz insanlar yeryüzünün bütün güzelliklerine sırtımızı çevirmiş kendi karanlık iç dünyamızın derinliklerine dalmıştık. Hiç sonu gelmeyecek çileli bir arayıştı yaşamımız.
    Neyi arıyorduk? Kimi arıyorduk?. Bu kaybolmuşluğumuz daha ne kadar sürecekti? Yazının Devamını Oku »

    ACELE KARAR VERİP, DOĞRU İŞ YAPTIĞINI SANANLAR İÇİN…

    ACELE KARAR VERİP, DOĞRU İŞ YAPTIĞINI SANANLAR İÇİN…

    Genç milyonerin biri kafeteryada otururken yanına yaşlı bir adam yaklaşır.

    Yaşlı adam cebinden altın kaplamalı çakmağını çıkartıp gösterir;

    “Bu çakmağı, servetiniz karşılığında satın almanızı teklif ediyorum” der.

    Zengin adam, “Bu basit çakmağın karşılığında servetimi mi istiyorsun!!!

    Çıldırdın mı sen!!!” diye çıkışır.

    Yaşlı adam, “Bu tahmin ettiğiniz gibi basit bir çakmak değil” cevabını verir.

    Ve çakmağı çakar…

    Çakmaktan bir cin çıkar.

    Yazının Devamını Oku »

    NE DURUYORSUN HEMEN İSTİFA ET!…

    NE DURUYORSUN HEMEN İSTİFA ET!…
    “AKP iktidar olursa, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner istifa edecekmiş”.
    O zaman hemen etsin.. Ne bekliyor ki. AK Parti’nin iktidar olup olmayacağı değil, anayasal çoğunluğa sahip olup olmayacağı konuşuluyor..
    Koşaner bırakıp gidecek olursa çok kolay unutulacak bir isim olacak.. Doğrusu başbakanın çok da üzüleceğini sanmıyorum.. Hiçbir makam da doldurulamaz değildir.. Aslında böyle bir niyeti varsa, bugünden istifa etmesi, belki kendisi için daha iyi bir tercih olacaktır..

    Akıl hocaları kimse..
    Şecaat arz ediyorlar.. Evren’in kurduğu derin yapılanma ve Şahinkaya’nın yolsuzluk dosyaları açıldığında göreceğiz onların bu şanlı direnişini ve Ergenekonculara vefa jestlerini.. Özür dilemek varken hâlâ başka vadilerde dolaşıyorlar..
    Bu kadar darbe oldu, bu kadar muhtıra yayınlandı, bu kadar faili meçhul var, bu kadar kan ve gözyaşı, adamlar inadım inat diyor..
    Biliyorum darbecilik bir hastalık ve ne yazık ki şifası da zor. İşte Evren, Şahinkaya örneğinde olduğu gibi..

    Yazının Devamını Oku »

    MİZAH’ DA TÜRKİYE’NİN DÜNYADA Kİ YERİ!…

     

    MİZAH’ DA TÜRKİYE’NİN DÜNYADA Kİ YERİ!…
    İnternet üzerinden yapılan bir kamuoyu araştırmasında, 15 ülkeden 30 bin kişiye dünyanın en soğuk esprilerine sahip ülkeleri soruldu; birinciliği Almanya, ikinciliği Rusya, üçüncülüğü Türkiye aldı.
    Lakin haksızlık bu.
    Almanya’yı Rusya’yı falan bilmem ama sokaktaki adamından aydınına kadar Türkiye’nin esprileri oldukça sıcaktır.
    Bu araştırmaya katılanlar ya Türkleri tanımıyor, yada KILIÇTAROĞLU’nun söylediği veciz sözlerinden haberleri yok..
    Kılıçdaroğlu bir televizyon programında, ben anketlere hiç inanmam dedikten 20 saniye sonra, anketlere göre oylarımız yükseliyor demişti.
    Yazının Devamını Oku »

    “SANAT” ÜZERİNE SÖYLENMİŞ GÜZEL SÖZLER…

    “SANAT” ÜZERİNE SÖYLENMİŞ GÜZEL SÖZLER…
    Sanat ve sanatçıdan yoksun bir toplumun canlılığı olmaz…(Atatürk)
    Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir…(Atatürk)
    Sanat benim; bilim biziz…(Claude Bernard)
    Sanat bir karşı yazgıdır…(Malraux)
    Sanat görüneni yinelemek değil, görünebirlik sağlamaktır…(Paul Kleen)
    Sanat hem bir coşma, hem bir yadsıma işidir…(Albert Camus)
    Sanat insanın en yüce görevidir, çünkü dünyayı anlamaya ve anlatmaya çalışan düşünce temrinidir…(Rodin)
    Sanat kainatın içindedir. Sanatkar bunu oradan çıkarabilendir…(Albrecht Durer)

    Yazının Devamını Oku »

    HAYATIN GERÇEKLERİ !…

    Prens Charles olmak zor. Bakkala gidip birşeyler alınca anasının resmini vermek zorunda!…

    Erkekte dekolteye cüzdan deriz! Ne kadar açarsan o kadar talep görürsün!…

    Yazının Devamını Oku »

    RUH HASTASI İNTERNET TOSUNLARI…

    RUH HASTASI İNTERNET TOSUNLARI…
    Hasbelkader edindiği mail adresinden (internet ortamının denetimsizliğine de güvenerek) sağa sola küfür mailleri yollayan;
    İnce şeyleri anlamaktan, kavramaktan, ince şeylere vakit ayırmaktan uzak internet güruhu kalbimi yoruyor…
    Twitter ve Facebook gibi mecralarda karşınıza çıkıyorlar.
    Handiyse, günün 24 saatini, internet başında, ona buna ayar vermekle geçiren, fikir beraberliği içinde olmadıkları insanlara küfretmeyi doğal hak sayan ruh hastası tipler.
    RUH HASTASI İNTERNET TOSUNLARI BUNLAR…

    Kusura bakmayın ama “Deli Emin” kadar bile kişilikli değilsiniz. Garibim “film icabı” da olsa hiç değilse “karakterdi”, siz sadece “değişiksiniz.
    Dişlerinizden kan damlayan, her yeniliğe “vurun kahpeye” diye saldıran takkeli, sakallı, takunyalı “mürteci” imajına o kadar iman etmişsiniz ki, bizzat kendiniz”laik mürteci” olmuşsunuz haberiniz yok.
    Her şeyi kendinizin bildiğini sanıyorsunuz!…
    Herşeyi kendilerinin bildiklerini, dünyada en mükemmel, en kusursuz insanlar olduklarını, kendi düşüncelerini doğru diğer düşüncelerin ise yanlış olduğunu sanan insanlar mutlu aptallardır.
    Doktorların “kendi haline bırakınız” dediği insanlardır…

    HAKKIMDA NE DÜŞÜNÜYORSANIZ ALLAH SİZE BİN KATINI VERSİN….

     

    HAYATI SIRA DIŞI YAPMAK…

     

    HAYATI SIRA DIŞI YAPMAK…

    Yıllarca başkaları için çalıştım. İş hayatımın yanı sıra, yaşantımın 25 yılı, yüzme havuzlarında geçti. Yüzlerce sporcu yetiştirdim.
    Gençken, kendini yaşama öylesine kaptırıp gidiyorsun ki, ne zamanın ne de yaşamın nasıl hızla akıp gittiğini anlayamıyorsun.
    İnsan, yaşlandıkça, hayattan daha çok zevk alıyor. Daha önce farkına bile varmadığı şeyleri fark ediyor.
    Yazının Devamını Oku »

    “DEMOKRASİ HAVARİLERİ !”

     

    “DEMOKRASİ HAVARİLERİ !”
    Afganistan’da Buda heykellerini yıkan Taliban’dan hareketle bütün Müslümanlar sanat düşmanı ilan edilirken,
    Batılı birçok devletin (işgalden pay almak için) leş kargaları gibi birbiriyle yarıştığı Irak’ta tarihi eserleri yerle yeksan edenler,
    kütüphaneleri yağmalayanlar ‘demokrasi havarisi’ olarak sunulabiliyor!..

    TÜRK İNSANININ SPOR ANLAYIŞI !…

    TÜRK İNSANININ SPOR ANLAYIŞI !…

    Türk’lerin spor anlayışı gerçekten çok geri kalmış durumda. Varsa yoksa futbol. Spor deyince birçok insanın aklına ilk gelen şeyin futbol olduğu bir gerçek.

    Bana “hangi spor dalıyla uğraşıyorsun?” diye sorduklarında;

    “Yüzüyorum!”Dediğim zaman çoğunlukla aldığım cevap; “Eeee, canım onu bizde yapıyoruz, bizim yazlık var, orada çoluk çocuk bütün gün denizdeyiz hehehe!!! Yazının Devamını Oku »

    YAĞLI BOYA TABLOLARIM…

     

    EVET YAPABİLİRSİN…

    Sevgili dostlarım; Benim, defalarca izlediğim ve izlerken her defasında gözyaşlarımı tutamadığım bir video, belki daha önce izlediğiniz bir video ama umudumuzu tazelemek, her başarının ardındaki özveri ve sevgiyi bir kez daha anımsatmak için…
    Tekrar izleyiniz…
    Ama; Lütfen önce metni okuyun, ardından videoyu seyredin…
    Allah her çocuğa böyle yürekli bir baba versin ama böyle dert vermesin. Yazının Devamını Oku »

    KABAK TADI…Namık Çınar

    KABAK TADI…Namık Çınar, GEÇ KALMIŞ YAZILAR….
                    
    Afedersiniz, bağışlayın beni lütfen. Binlerce kez özür diliyorum sizlerden, n’olur affedin beni.
    Boşuna bir hayaldi benimkisi, boşuna bir heveslenmeydi, boşuna bir olur sanmaktı.
    Beklememem, ummamam gereken bir davranışı, bir edimi yükledim sırtınıza, aptal gibi, kalkıp da.
    “Demokrat olabileceğinizi” sanmıştım. Hem ihtimâl vermiyordum bir yandan, bir yandan da umutlanıyordum hem; ister misin gerçekleşiversin hemencecik, sanısıyla.
    Salaklık işte benimkisi, ne yaparsınız. Sizden “demokrat olunamayacağını” kezlerce görmeme, bilmeme, yaşamama rağmen,
    sanki hiç de böyle değilmişsiniz gibi, sanki aslında demokratmışsınız da, hep birlikte gülüşmek için birazdan, hınzırca bir şaka yapıyormuşsunuz gibi,
    beklentilere girmeme ne denebilir ki, başka türlü?
    Neyin doğru, neyin yanlış olduklarını sizin kadar “kesin” olarak bilenler ve kararlılıklarını sonsuza dek bu doğrultuda sürdürenler, ne diye demokrat olsunlar ki, hayatta?
    Demokrat olmak demek, kendisi gibi düşünmeyenlerin tasarımlarına da açık kapı bırakarak, bakarsın, haklı olabilirler ihtimâline…
    Ya da, kaldı ki haklı dahi olmasalar bile, farklı düşünmeye hakları vardır hiç değilse, diye saygı göstermeyi öngörmek değil midir, bir bakıma?
    Haklısınız, suç bende. Sizlerin birer demokrasi karşıtı olduklarınızı unutup bir an için, kör kararlılığınızı zaman zaman gözardı etme saflığıma verin, lütfen.
    Küçücük de olsa, tırnak ucu kadarcık da olsa, bana da hak verin ama.
    Çünkü ben sizler kadar bilmiyorum ki, kesin olarak neyin doğru, neyin yanlış olduklarını.
    Yıllar geçtikçe, yeni şeyler öğrendikçe, deneyimlerim ve bildiklerim arttıkça, bilmediklerim de arttı giderek.
    Tereddütlerim, kuşkularım, acabalarım yoğaldıkça da, uzlaşmayı dener oldum, benim gibi olmayanlarla.
    Sizin kadar bilgili, sizin kadar kararlı, sizin kadar mükemmel olduğum kanısında değilim, çünkü ben. Belki zaaflarım vardır benim de.
    Belki bilmiyorumdur her önüme gelenin en doğrusunu ve güzelini.
    Zorla değil, ama bu da beni demokrat yapıyor, zorunlu olarak.
    Hem sonra, bir tek ben yaşamıyorum ki, bu yeryüzünde. Her şey benim için değil ki sadece.
    Başkalarının varlığı da, onların değer yargılarını da katmam gerekmiyor mu hesaba, hep birlikte yaşarken?
    Bir de, her şey görece değil mi, Tanrı aşkına?
    Mesela siz sarıya boyayınca kara kafalarınızı, Norveçlilerden mi olmuş oluyorsunuz şimdi yâni?
    İngilizlerin, Almanların, Fransızların gözünde bir farkınız mı var sanıyorsunuz, beğenmediğiniz o “göbeğini kaşıyanlar”dan?
    Ne düşünüyorlardır dersiniz, sizin için?
    Saçlarını sarıya boyamış bir zenci gördüğünüzde, hafif tebessüm ederek ne geliyorsa aklınıza sizin; bilesiniz ki, onlarınkilere de o geliyor, sizi gördüklerinde.
    Öyleyse iyi bir şey mi yâni şimdi, insanın çıktığı kabuğunu beğenmemesi?
    Nereden biliyorsunuz iyi eğitimler aldığınızı, bilimsel bilgilerle donandığınızı?
    Ya koskocaman bir yalansa bu; ki koskocaman bir yalan gerçekten bana göre de… Ne yapacaksınız o vakit?
    Koşullandırılmış, bilinci köreltilmiş, yüz yıllık ideolojilerle uyuşturup dondurduklarısınız aslında siz.
    Sadece bu da değil, içinde yer aldığınız, ama beğenmediğiniz o toplumun asalaklarısınız da ayrıca.
    “Her sabah yataklarından doğrulup da, öfkesi burnunda bir boğayı andıran hayatı, iki koca boynuzundan kavrayıp dizleri üstüne çökertebilmek için
    yola koyulan ve her akşam evine yorgun argın dönen” küçük insanların çoğunluğunu oluşturdukları toplumsal katmanlardan değilsiniz, çünkü çoğunuz.
    Borusunu öttüresiniz diye devşirerek, yedi ceddinize kadar garantiler sağlayan devletin, bordrolarına bir vesileyle adlarını yazdırabilmiş,
    ya da saçtığı ulufelere mazhar olup zenginleşmiş, yahut postal, şu-bu ayırt etmeden her türlü nesneyi yalayıp,
    “faiz ve rant” şürekâlığını elde etmiş kimseler olarak, o beğenmediğiniz kesimlerin yarattıkları “artı değer”lerden beslenenlerdensiniz, hepiniz.
    Bunu anlamanın başa gelmedikçe yolu yok ama, gene de “Kafka’vari” bir fantazyayla varsayınız ki, bütün garantilerinizden soyutlanmış olarak uyandığınızda
    bir sabah, “bir adet ekmek” üretmek için düşünün bakalım, bulduğunuz çare ne olacak!
    O sırtlarından geçindikleriniz, işte öyle yaşıyorlar bir ömür boyu. Sizse kalkmış onları beğenmiyorsunuz, bir de öyle mi?
    O bidon kafalıların(!) yerinde olsam ben, çoğunuzu kapının önüne koyarım, bir gün bile sektirmeden.
    “Git, ekmeğini kazan sen de”, derim, “benim gibi”, sırtımdan atarak.
    Çoğunuz azmış durumdasınız, haberinizi olsun.
    “Devlet, devlet” diye tutturmuşsunuz, asıl “patron”un “halk” olduğunun üstünü sanki örtebilecekmişsiniz gibi, aklınız sıra.
    Sizi temsil eden siyasal partiler, sizi temsil eden bürokrasi, sizi temsil eden sermaye, medya, üniversite ve siz…
    Kürt sorunu ya da Alevi sorunu yahut diğer dinsel özgürlük sorunları… Her türlü “demokrasi sorunları” önünde yâni… Tıkaçsınız, netice olarak.
    Oysa “katma değer”i kim üretiyorsa, kim omuzları üzerinde taşıyorsa bu yurdu, bunların kararlarını verecek olanlar da onlardır. Ki, o da “halk”tır.
    Siz onların dileklerini yerine getirecek hizmetkârlarsınız, yalnızca.
    Kesin tıraşı… Yeter be, yeter!..

    MERHABA…

    MERHABA NE DEMEK ?…
    Hiç düşündünüz mü?
    Ya da bilen var mı içinizde?
    “Merhaba’ ne anlama geliyor diye?.
    Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı varmış meğer…
    “Merhaba”aslında farsça kökenli olup, “Benden size zarar gelmez” anlamına geliyormuş.
    Çok hoş değil mi?
    Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı oldu benim için…
    Bu mesaji okuyan herkese benden;
    “MERHABA”