Takvim
Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Haz    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

‘Tarih Üzerine Çeşitlemeler’ Kategorisi Arşivi

“TARİH” DİYEREK ANLATILAN MASALLAR !..

“TARİH” DİYEREK ANLATILAN MASALLAR !..

Maalesef gençlerimiz orta öğretimde kendilerine Tarih diyerek anlatılan masalları gerçek tarih diye biliyorlar..

Maalesef kitap okumuyorlar, araştırma yapmıyorlar…

Cumhuriyet Dönemi ile birlikte bize öğretilen tarih, geçmişinden habersiz ve kopuk yeni bir ulus inşa edilme adına; “reddi miras” yani “geçmişi yok sayma” ideolojisini benimseyen ilmi dayanaktan yoksun kişiler tarafından yazılmış kitapları bizlere “gerçek tarih” diye anlattılar….

Aralarında tam yedi yıl bulunan Çanakkale ile Dumlupınar’ı ayırt edemeyecek, Çanakkale’yi “kurtuluş savaşımızın bir parçası” sanan kitapları okuttular bizlere…

Yazının Devamını Oku »

REFAH GEMİSİ FACİASI !

aircraft-carrier-6REFAH GEMİSİ FACİASI !

İkinci cihan harbinin civcivli günleridir. Almanlar Rusya’ya vurmak üzeredir
Henüz Abdülhamitin Parasını ödediği 4 denizaltıyı teslim alamamışken 1930 da TR İngiltereden 4 denizaltı, 16 gemi 4 uçak filosu sipariş eder.
17 Şubat 1941
Alman Birlikleri Bulgaristandan TR sınırına dayanır. Ancak Almanlar Türkiye’ye saldırmayacaklarına dair güvence verirler.
Hitlerin mektubuna İnönü’nün yazdığı cevapla ilişkiler yumuşar ve Türk Alman ilişkilerinde yakınlaşma başlar !
iSMET, Almanlarla yakınlaşırken Onlarla savaş halinde olan İngilizlere de göz kırpıyor.
Siyasetiyle iki tarafı da idare ettiğini sanıyordu !
İngiltere ise Tıpkı 1. Dünya savaşında olduğu gibi bir oldu bittiyle, TR yi 2. Dünya savaşına çekmek istemekteydi.
İngiltere tam bu kritik dönemde, TR ye mesaj göndererek denizaltıların hazır olduğunu bildirir.
Yazının Devamını Oku »

FEVZİ ÇAKMAK VE KAZIM KARABEKİR NASIL UNUTTURULDU ?…

FEVZİ ÇAKMAK PAŞAFEVZİ ÇAKMAK VE KAZIM KARABEKİR NASIL UNUTTURULDU ?…

Yıllarca İstiklal Savaşı tek cepheli savaş gibi gösterildi. Varsa yoksa Batı Cephesi. Karambolde Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir unutturuldu? Tarihçi Mustafa Armağan unuturulan paşalar dosyasını Haber 7’ye açtı:Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ‘Karabekir Açılımı’nda söyledikleri önemliydi önemli olmasına ama resmi tarihimizde İstiklal Savaşının Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü yere göğe sığdırılamazken, Şark Cephesinin efsane komutanı Karabekir Paşa’nın önce unutturulup aradan bu kadar uzun bir süre geçtikten sonra hatırlanmasının garipliğine de bir şekilde değinmek gerekir. 

Soru şudur: 

Şimdiye kadar kimler engelledi ki, Genelkurmay Başkanlığı ancak ölümünün 62. yıldönümünde onu anma cesaretini gösterebildi? 

Yıllar yılı İstiklal Savaşı tek cepheli bir savaş gibi gösterildi, durdu. 

Varsa yoksa Batı Cephesi… Varsa yoksa şanlı komutan İsmet Paşa’nın Birinci ve İkinci İnönü “zaferleri”. 

Yazının Devamını Oku »

İLK TÜRK UÇAĞI VE TARİHİ GERÇEKLER…

Geçen gün “İşte Türkiye Gerçeği” adlı bir Video izledim..(https://www.youtube.com/watch?v=dUKM_TMUpC8)
Bir dizi filminden alıntı olduğunu zannettiğim kareler çok güzel hazırlanmış..
Ancak keşke gerçekleri de o derece güzel yansıtsaydı..
Bahse konu uçak fabrikası 1955 yılında değil, 1945 yılında olmuştur…
(Sunay Akın’ın bir kitabında okumuştum ben de. Yanlış hatırlamıyorsam nu d36 ve nu d38’di ilk uçakların adları. Kitapta, fabrika 1939 yılında kapatıldı yazıyordu)
Türkiye, 1945’ten sonra özellikle SSCB’ye karşı NATO tarafından kullanılan bir güvenlik duvarı işlevi görmüş ancak, yine Batı tarafından kalkınması sabote edilmiş bir ülkedir.
Türkiye’nin siyasi liderlerinin Atatürk duyarlılığından koparak, günlük hayatın akışıyla yaşamaları sonucu Türk uçak sanayinin ilk fabrikaları birer birer kapatılmıştır.
“Türkiye Uçak Sanayii” Konusunda çok derinlemesine bilgilere sahip olduğumu bildirmek isterim
Yazının Devamını Oku »

ABDULLAH CEVDET KAFASI!..

ABDULLAH CEVDET…

Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar.
Türkiye’de Batıcılık akımının önde gelen isimlerinden birisidir.
II. Meşrutiyet dönemi düşünce yapısının şekillenmesinde etkili oldu.
Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan..
Sonradan İttihat ve Terakki’ye dönüşecek İttihad-i Osmani Cemiyeti adlı gizli örgütü kuran beş tıbbiyeliden birisi
Yaşantısı siyasal alanda etkin görevler alarak değil, bir düşünce üreticisi olarak devam etti.
Tam bir “yerli” düşmanı!..
O kadar “yerli düşmanı” ki; “Dünyada tek bir medeniyet var, o da Avrupa medeniyetidir!..
Lale Devri’nden beri bu medeniyet dairesine dahil olmak arzusundayız.
Şayet adam olmak istiyorsak, bu medeniyeti; gülü ve dikeniyle birlikte bütün olarak almalıyız.
Bu medeniyete ulaşmanın yolu; Kur’an’ı kapatıp kadını açmaktan geçer!!!” Diyen…
Bununla da yetinmeyip;
Yazının Devamını Oku »

YALAN YAZAN TARİH UTANSIN!…

BU ÜLKE BU KADAR YALANLA NASIL AYAKTA DURUYOR?
SON bir asırlık tarihimiz yalanlarla doludur. Hem de çok büyük yalanlar…
PKK ve Kürt meselesinde de büyük yalanlar içindeyiz. Bunların bazısını kısa kısa yazmak istiyorum. (Uzun uzun yazarsam başım belaya girebilir.)
BİRİNCİ YALAN:
PKK terörünün çözümü sınır ötesinde, Kuzey Irak’tadır…
Yanlış!..
PKK terörünün çözümü Türkiye sınırları içindedir, öncelikle Ankara’dadır.
İKİNCİ YALAN: Terörün asıl aktörleri PKK teröristleridir…
Hayır!..
Onlar sahnedeki figüranlardır. Taşeronluk yapıyorlar. Asıl aktörler sahnenin gerisindedir.

BİZE TARİHİMİZİ YANLIŞ ÖĞRETTİLER…

BİRİNCİ VE İKİNCİ İNÖNÜ ŞAVAŞLARI! …(Türkiye’nin bu derin gerçeği anlaşılmadan hiçbir şeyi çözemeyiz)…

Yakın tarihimiz bize bir masal biçiminde anlatıla geldi. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında neler yaşandı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları arasında neler oldu yeni yeni su yüzüne çıkıyor.

Yıllar boyu Kazım Karabekir’den Dr. Rıza Nur’un anılarına kadar dönemi anlatan her çalışma sansürlendi, yasaklandı. Halbuki tarihi doğru bilmeden sağlıklı bir gelecek kuramayız.

CHP…

Mustafa Kemal’e söz söyleyemeyince oklar CHP’ye yöneltiliyor.. Aslında bu iş doğrudan Mustafa Kemal’le de ilgili değil. Tanzimat’la başlayan bir süreç bu. Cumhuriyetle birlikte bu süreç Kemalizmle etiketlendi..

Mustafa Kemal sonrası ise bu işin ihalesi CHP’ye kaldı..

CHP hem rejimi, hem derin devleti, hem darbeleri temsil ediyor.. 6 Ok Anayasanın başlangıçtaki Atatürkçü düşüncenin okları değil mi?

Yazının Devamını Oku »

DEMİR AĞLARLA ÖRDÜK ANAYURDU DÖRT BAŞTAN YALANI!…

DEMİR AĞLARLA ÖRDÜK ANAYURDU DÖRT BAŞTAN YALANI!…

Osmanlı coğrafyasında, trenin neredeyse bir buçuk asırlık geçmişi var.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, ana demiryolu hatlarımız çalışır halde idi.

Cumhuriyet’in başlangıcında, bu ana hatta Ankara-Erzurum hattı ilave edildi.

Bazı ara hatlar da yapıldı. Fakat onuncu yıla gelindiğinde, Osmanlıdan kalan demiryolları Cumhuriyetten sonra yapılanlardan fazla idi…

Cumhuriyeti kutsamak için apaçık propaganda kokan bir marş ezberlettirildi halka: “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan!”

 

DEMİR AĞLARLA ÖRDÜK ANA YURDU DÖRT BAŞTAN!..

Türk’üm, doğruyum!..

“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım”;

Yazının Devamını Oku »

MENEMEN OLAYLARI VE TARİHİ GERÇEKLER…

MENEMEN’İN YALAN TARİHİ!…DERLEME : HALUK CANGÖKÇE

Aralık ayındayız ya, bol bol Menemen efsaneleri dinleyeceğiz..

Bazıları; Tarihi gerçekleri bilmeden, Menemen konusunda bir inceleme yapmadan, konu ile ilgili hiç bir kitap okumadan, her sene 23 Aralıkta aynı sakızı çiğnerler!…

***

“Laiklik şehidi aziz Kubilay” söylemi 82 yıldır askeri bürokrasi tarafından tedavülde tutulan klasik ve yıkıcı bir psikolojik savaş söylemidir.

‘Aziz Kurban Kubilay’ her yıl devlet törenleriyle anılıyor. Anma törenleri sahte gözyaşlarının, gerçek öfkelerin hâkim olduğu bir atmosferde icra ediliyor.

Daha doğrusu bizzat bu atmosferi temin etmek ve yaygınlaştırmak için bu törenler tesis ediliyor.

Azizleştirilmek ve ölümsüzleştirilmek istenen Kubilay’dan çok laiklik mücadelesidir.

***

Ergenekon ve Balyoz’la bağlantılı hemen hemen tüm unsurların yolu Menemen’den geçti, geçiyor.

Kubilay’ın aziz hatırasını yaşatmak için kanlı ve karanlık tezgahlar kuranların bir kısmı şimdi Silivri ve Hasdal’da mukimler.

Kubilay, laik ve Türkçü değerlerden örülü askeri bir toplum inşa etmek üzere kullanılan siyasal bir sembol ve metafordur.

Kubilay sembolü, Kemalist asker ve sivil çevreler tarafından halkın İslami kimliğine karşı kullanılan siyasal ve psikolojik bir silahtır.

Yazının Devamını Oku »

OSMANLI SULTANLARI’NIN ANNELERİ VE EŞLERİNİN DİNİ İNANIŞLARI…

OSMANLI SULTANLARI’NIN ANNELERİ VE EŞLERİNİN DİNİ İNANIŞLARI…

Osmanlı Devleti’ni, yaşadığı çağın ötesine taşıyıp tarih içinde yıldızlaştıran şey, “öteki”ne (öteki dinlere, dillere, ırklara, kıyafetlere ve tüm farklılıklara) karşı gösterdiği toleranstır.

Bu anlayış sayesinde, Osmanlı Devleti, oldukça uzun sayılabilecek bir süre zirvede kalabilmiş, dünyanın cazibe merkezi olabilmiştir.

Bu kimliğinden uzaklaşmaya başladığında ise, çöküş süreci başlamıştır. Buna tarih şahittir.

Böyle bir yapı içinde, dinin belirleyici olması kaçınılmazdır.

Nitekim de öyle olmuş, ister atadan kalma, isterse sonradan olsun, her “Müslüman” devletin aslî sahibi sayılmış ve yüreklerle birlikte tüm önemli makamlar ona açılmıştır.

Böyle bir yapı içinde, pek tabii ki insanlar ırklarına göre değil, liyakatlerine göre değerlendirilecek, önceden hangi dinden olduğuna bakılmaksızın, Müslüman olan herkes, tüm Müslümanlarla eşit haklar kazanacaktır.

Bu hüküm padişah eşlerini ve annelerini de kapsamaktadır…

Önemli olan Müslüman olmak ve gereğini yapmaktır…

Yazının Devamını Oku »

BALKAN SAVAŞLARI…

BALKAN HARBİNİ NASIL KAYBETTİK?..

Balkan Savaşları’nın üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen Osmanlı’nın bu savaşları neden kaybettiği hala tartışılır.

Balkan harbinin üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçti ancak toplumsal şuurda yarattığı ağır kırılmadan dolayı, hiç unutulmadı. Tarihin tozlu sayfalarına terk edilemedi. Öyle ki sonuçları bakımından, Balkan coğrafyasında yüzyılların sonu oldu. Osmanlı Devlet’i, Balkan Harbinin sonunda Rumeli’den çekilirken beş asırlık varlığı da sona eriyordu.

BALKAN SAVAŞLARI’NDA SUÇLU KİM…

Peki Balkan Harbi’nde neler yaşanmıştı? Şimdiye kadar Balkan Savaşları hakkında birçok eser yayınlandı ve herkes suçluyu bulmak istedi. İşte bu noktada Kurtuluş Savaşı’nın en önemli isimlerinden biri olan Fevzi Çakmak’ın söyledikleri çok önemli bir yer edinmektedir.

FEVZİ ÇAKMAK TARİHE NOT DÜŞÜYOR…

Mareşal Fevzi Çakmak Balkan Savaşı’nın ardından 10 yıl geçtikten sonra genç Cumhuriyetin Genel Kurmay Başkanı sıfatıyla Harp Akdemileri’nde Balkan Savaşı’na tanıklık etmiş biri olarak çok ciddi eleştirilerde bulunur ve yarına dönük mesajlar verir.

Yazının Devamını Oku »

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ?…

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ?…

*Sarıkamış’ta tek kurşun sıkmadan donarak ölenlerin sayısının 109 bin 274 kişi olduğunu…

* İsmet İnönü’nün 12 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde “Nutuk” un bir tek defa bile basılmadığını…

*“Dağ Başını Duman Almış” marşının Cumhuriyet’le hele de 19 Mayıs’la hiçbir ilgisinin olmadığını; Bu marşın notalarının Selim Sırrı Tarcan ‘ın İsveç’ten  getirdiğini, asıl adı “Tre Trallande Jambör” olan, ormancıların ağaç keserken söylediği bir marş olduğunu; Tarcan’ın notaları Türkçe Öğretmeni Ali Ulvi Elöve’ye verip, onun da güftesini yazdığını, Marşın, beden eğitimi derslerinde çalındığını ve yıllar yılı 19 Mayıs Bayramı’nın simgesi olduğunu…

*TBMM tarafından 1927’de kabul edilen, “Türkiye Cumhuriyeti Dahilinde Bulunan Meban-i Resmiye-i Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Hakkındaki 1057 nolu kanunla, Binaların üzerinde bulunan Osmanlı tuğraları ve kitabelerinin söküldüğünü. Neticede İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki tabyalara, günümüzdeki İstanbul Valiliği olan Babıâli’nin giriş kapılarının iki yanındaki saçakları altındaki tuğralara, sıbyan okullarına, her biri ecdad yadigarı ve kent yaşamının mimari süsü ve değeri olan çeşmelere, maksemlere değin ne kadar eser varsa birçoğunun tuğraları ve kitabeleri demir raspalarla kazınmak suretiyle yok edildiğini…

Yazının Devamını Oku »

TARİHTEN KAÇMAK !…

TARİHTEN KAÇMAK SEVDASINA, 28 MAYIS 1927 TARİH VE 1057 SAYI İLE ÇIKARTILAN KANUN…

(“Tarihimizi çöp tenekesine atma” kanunu. O kadar şedit, o kadar garabet, o kadar hunharca!)

Osman Öndeş’in “Vahdeddin’in sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor” kitabının 16’ncı sayfasında yine çıktı karşıma.

Hazır yeri gelmişken söyleyeyim; bu kitabı mutlaka okuyun.

Milli Mücadele’yi başlatması için Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya gönderenin kim olduğunu esas kaynağından öğrenin. Ve görün kimmiş vatan haini, kimmiş sahte kahraman?

Lafın dümenini biraz daha bu tarafa kırarsak hiç çıkamayız; iyisi mi biz mahut kanuna dönelim.

TBMM tarafından 1927’de kabul edilen, “Türkiye Cumhuriyeti Dahilinde Bulunan Meban-i Resmiye-i Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Hakkındaki 1057 nolu kanun”dur bu. Binaların üzerinde bulunan Osmanlı tuğraları ve kitabeleri sökülecek yahut gizlenecekti.

Yazının Devamını Oku »

TARİHİ SORGULAMAK !…

Türkiye tarihini sorgulamıyor, Türkiye yakın tarihinde olup bitenlerin iç yüzünü bilmiyor.
Türkiye yasaklar, tabular, tehditler, cahillikler, karanlıklar içinde boğuluyor.
Mâzide yapılan yanlışları bilmeden, onları sorgulayıp telâfi etmeden, geleceğimizi güven altına almamız mümkün değildir.
***
HEM OSMANLI’YI HEM DE CUMHURİYETİ SOYAN ADAM!…
Ermeni Asıllı Osmanlı Devleti Vatandaşı bir işadamı Kalust Sarkis Gülbenkyan

Gülbenkyan doğma büyüme Üsküdarlı bir Osmanlı yurttaşıdır. Genç yaşta, Kerkük’te petrol arar.
Çalışmaları Abdülhamid Han’ın dikkatini çeker ve hemen Kerkük ve Musul yöresiyle birlikte bütün Arap yarımadasını kapsayacak, petrol kaynaklarını gösteren bir dizi harita yaptırmaya başlar.
Ancak İttihatçılar başa gelince bu çalışmalar durur. Gülbenkyan, İttihatçıların petrolle falan ilgilenmediğini, Abdülhamid’den de kurtulduğunu anlayınca 1912 yılında Türk Petrol Şirketi’nin (Turkish Petroleum Company-TPC) kuruluşuna öncülük eder. Şirketin adı Türk’tür ama Osmanlı’nın bir kuruşluk hissesi yoktur.
Hisselerin  yüzde 50’si, 1914 yılında, donanmasını kömürden petrolle çalışan gemilere dönüştüren İngilizlerin elindedir; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalılar da hisse alır şirketten. Ortalıkta Osmanlı İmparatorluğu kalmamıştır ama, şirket İstanbul Hükümetinden aldığı petrol arama imtiyazlarını öne sürerek, Kerkük ve Musul’un üstünde bayrağı dalgalanan Iraklılara da hisse vermez. Şirketin yüzde beş hissesiyse Yazının Devamını Oku »

TARİHTEN BİR YAPRAK…

ATATÜRK’ÜN EMRİ İLE İSMET İNÖNÜ ÖLDÜRÜLECEKTİ…
Atatürk ile İnönü arasında yıllarca süren bir iktidar mücadelesi olduğu bilinir.
Hatta bu mücadeleyi Atatürk’ün kazandığı, bunun içinde İnönü’nün öldürülmesini istediği, bundan dolayı resmi vasiyetinde onun çocuklarına da tahsilleri için pay bıraktığı söylenir.
Bu husus doğrumudur?
Yoksa sadece bir söylenti mi?
Araştırmalar bu hususun doğruluğunu göstermektedir.
Biraz gerilere Milli mücadelenin başlangıcına gidelim.
İstanbul’un işgalinden sonra, miralay İsmet, ülkenin durumundan ve kurtuluşundan ümitsizdir.
Yazının Devamını Oku »

TARİHTEN BİR YAPRAK…

TARİHİMİZİ BİLMEK !…
Yakın tarihimiz bize bir masal biçiminde anlatıla geldi.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında neler yaşandı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları arasında neler oldu yeni yeni su yüzüne çıkıyor.
Yıllar boyu Kazım Karabekir’den Dr. Rıza Nur’un anılarına kadar dönemi anlatan her çalışma sansürlendi, yasaklandı.
Halbuki tarihi doğru bilmeden sağlıklı bir gelecek kuramayız.
***
FEVZİ ÇAKMAK PAŞA NE YAPTI NE BULDU ?..
Mareşal Fevzi Çakmak,Atatürk ve İnönü ile Kurtuluş Savaşı yıllarında birlikte oldu. İnönü`nün Köşk`e çıkardı. Ya sonrası.
Fevzi Çakmak adı, üzerinde yaşadığımız coğrafyada, 20. yüzyılın en büyük komutanlarından biri olarak tarihe geçti.

Yazının Devamını Oku »

YAKIN TARİHE KISA BİR BAKIŞ !…

AMERİKA HAYRANLIĞI VARDI BİR ZAMANLAR!…  
Türkiye’nin kalbini kazanmak için 1944 yılında vefat eden Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün’ün kemikleri mezarından çıkarılıp bir tabuta kondu ve 1946’da Missouri zırhlısıyla İstanbul’a yollandı. 
Missouri zırhlısı bir simgeydi; Japonlar bu gemide kayıtsız şartsız teslim olmuşlardı.
Neyse, Missouri geliyor diye İstanbul’un Boğaza bakan binaları boyandı, genelevlerde kadınlar doktor muayenesinden geçirildi, çocuklara “on üç, on dört, on beş Amerika kardeş” tekerlemesi ezberletildi okullarda öğretmenlerince.  
Missouri gitti ardından gene çocuklara belletildiğince Marshall Amca geldi.
Tek Parti sonrasında da Amerika hayranlığımız artarak sürdü.
Faturası ne oldu bu kardeşliğin bize? 
Yazının Devamını Oku »

GEÇMİŞ TARİHE BİR BAKIŞ!….

İSTİKLAL MAHKEMELERİ VE İSTİKLAL SAVAŞI KAHRAMANLARININ AKİBETLERİ…
Bizzat İstiklâl Mahkemeleri üyelerinin anılarından ve resmî belgelerden öğrendiğimize göre, İstiklâl Mahkemeleri devleti temsil eden isimlerle doğrudan temas halinde çalışıyordu.
Bu mahkemeler yönetime teslim olmayan, övgü yağdırmayan herkesi ya bizatihi “düşman”, ya da “potansiyel düşman” olarak görüyordu.
Farklı inanmak, farklı düşünmek, farklı yaşamak isteyen herkese bir “kulp” takılıyor, önce zindanla, ardından idamla tanıştırılıyordu.
Yani hükümete “kayıtsız-şartsız teslim” olmayan herkes açısından “büyük tehdit”ti.
Rejimin adı “Cumhuriyet”ti, ama korku kol geziyordu.
Yazının Devamını Oku »

ALTERNATİF TARİH YARATMAK!…

ALTERNATİF TARİH YARATMAK!…
Bazıları! birilerini koruma adına gerçekleri çarpıtıp, alternetif tarih yaratıyorlar..
Bu alternatif tarihin temelinde Atatürk’ü bu işten temiz çıkarmak var.
Son dönemde yapılan tarih çalışmaları ve politik havanın değişmesiyle ikna ediciliği azalsa da özellikle bir kuşak şuna inandırıldı:
Atatürk’ün Dersim’de olan bitenden haberi yoktu.
Zaten çok hastaydı, ona sormadan yaptılar. Seyit Rıza’yı da o Elazığ’a gelmeden çabucak astılar. O, duysa asılmasına izin vermezdi.
Peki, kim yaptı bu katliamı?
Bu alternatif tarihe göre 1937’nin ekim ayında İnönü ile arası açılınca Atatürk’ün başbakanlığa getirdiği Celal Bayar.
Yazının Devamını Oku »

DÖRT BİN YIL ÖNCE ÇÜRÜK BİNA YAPANLAR ÖLDÜRÜLÜRDÜ…

DÖRT BİN YIL ÖNCE ÇÜRÜK BİNA YAPANLAR ÖLDÜRÜLÜRDÜ…

Günümüzden 4 bin yıl önce yapılan inşaatın çökmesi sonucu insanlar ölürse, sorumluları da öldürülürdü…

Ülkemizde yaptıkları inşaatlar yıkılıp binlerce insanın ölümüne sebep olanlar, ağır bir ceza almazken, günümüzden yaklaşık 4 bin yıl önce Babil’de çürük inşaat yapanlar en ağır cezalara çarptırılırlardı…

 GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ…

Milattan Önce 2 bin yılı civarında Mezopotamya’da hüküm süren Babilliler’in en meşhur kralı Hammurabi’ydi. Milattan Önce 1792-1750 yılları arasında 42 yıl hüküm süren Hammurabi, Babil’i büyük bir başkent, Mezopotamya’nın en kutsal şehri haline getirmişti.

Hammurabi, tahta çıktıktan sonra merkezi idareyi sağlamlaştırmak için ülkesinin dört bir yanına memurlar tayin etti. Bu memurların uygulayacağı yönetmenlikler ve kanunları çıkardı. Babil hükümdarının kanunları saray halkı ve rahipler dışındaki toplumsal bölünmenin sınırlarını belirtiyordu.

Babil’de kanunlarla her şey bir düzene bağlanmıştı. Hammurabi Kanunları, iş antlaşmaları, borçlar, evlilik, tecavüz, hırsızlık, cinayet, yaralama, kölelik, fiyatlar, gümrük tarifeleri, ticaret vs. gibi konulara ait hükümler ihtiva etmekteydi.

Yazının Devamını Oku »