En Son Yorumlar
    Takvim
    Temmuz 2011
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

    ORDU REFORMDAN GEÇMEZSE !…

    Görevdeki generallerin birçoğu, varolan yapıların ve uygulamaların sakıncalarını, daima halı altlarına süpüregeldiler bu güne kadar, “Bana mı kaldı dertsiz başıma dert açmak”, diyerek.
    Hiç kimse “Şu konuda da yanılmışız meğer”, demedi, bir gün olsun. Gerçek bir denetimin olmadığı, özeleştirinin de gelişmediği bir otoriterizmin dünyasıdır, çünkü orası.
    Övgülerin ve böbürlenmelerin havalarda uçuştuğu, eleştirilere fırsatların tanınmadığı o ortamlarda, sadece işbaşındaki generallere yaslanarak, asla reform yapamazsınız, bilmiş olun.
    En önce, bir kongre mi toplar, bir bilim ve araştırma kurulu mu oluşturur, ne yaparsınız bilemem; ama ilkin, geleceğin Türkiye’sinin “İç ve Dış Güvenlik Konsepti”ni oluşturmalı ve buna bağlı olarak, yurdumuzun “Askerî Savunma Doktrini“ni bütün boyutlarıyla yeniden tanımlamalı ve tasarlamalısınız.
    Bu ise, ordu teşkilatının, harp silah ve araçlarının ve erinden en tepedeki generaline kadar tüm personelin, yaratılmış olan yeni konsept ve doktrine göre, A’dan Z’ye kadar her şeyiyle en baştan ele alınmaları demektir.
    Askerlikte sadece profesyonellikten bahsetmek, yanlışa düşmenin ta kendisidir. Teşkilatlanmanın ve donanımların yeniden ele alınmadıkları eski yapılar çerçevesinde profesyonelleşmek, mevcut sistemin yozluklarına daha bir direnç kazandıracaktır üstelik. Yani profesyonellik, böylesi geniş ve köklü bir reformun, ancak “Personel İstihdamı” bahsindeki bir paragrafa başlık olabilecek kadarlık bir enstrümandır.
    Türkiye 2023 dünyasının ilk on ülkesinden biri olacaksa, bunu, soğuk savaş döneminin askerlik anlayışlarından sıyrılamamış bir Silahlı Kuvvetler’le başaramaz.
    Meselâ, donanması demir attığı koylarda çürüyen ve “Gölcük Karargâhları”nın yer döşemelerinde arşivledikleri “Darbe Planları“yla, işsizliklerinin ne düzeylerde olduğunu tescilleyen bir “Deniz Kuvvetleri” olamaz artık onun.
    Son kırk yıldır, koca ordu öylece dururken, neredeyse her halükârda tüm cephelere sadece onları sürmekten başka bir şey yapmadıkları “Bolu Komando” ve “Kayseri Hava İndirme Tugayları” gibi birlikler ihdas edecekleri yerde, ülkenin tüm il ve ilçelerini “garnizon” olarak algılayıp ve bütün satha çağın gerisinde kalmış bir “kışlak” anlayışıyla yerleştirdikleri, sekiz yüz bin kişilik hantal ve sıradan bir ordusu da olamaz, gene onun.
    Bu ordunun bağrı, bir zamanların KİT’leri gibi, gerekli olmayanlarca tıka basa doldurularak bürokratik insan fazlalıklarına çevrilince, bu terfi, tayin ve istihdam politikalarıyla nerelere varıldığı görülebilmiş midir, nihayet? Türkiye’de yüz binin üstünde subay astsubay vardır, ama ölen ve yaralanan yirmi mehmetçiğin başında bir tanesine bile rastlanamamaktadır. Bu nasıl bir iştir?
    Büyük kentlerdeki koca koca karargâhlar neyin nesidirler? Meselâ, Ankara’daki bir Anıtkabir töreninde, o devasa avluyu silme dolduran binlerce üst subay ve astsubay, o uçsuz bucaksız karargâhlarda hangi mühim işleri yapmaktadırlar?
    Aynı Anıtkabir’de, mozoleye çelenk taşıyan üç kişilik tim personeli, neredeyse ikişer metre boylarındaki dalyan gibi iki üsteğmenle bir yüzbaşıdan oluşuyorsa, bu törensellikler Atatürk’ün dahi hatırâsına saygısızlık değil midirler?
    Bir ordu teşkilatının asıl özen gösterilecek unsurları, genç insanlarla çatılmış “savaşan birlikler”idir. O yüzden de, en önemli askerî birimler “Bölükler”dir. Eğer bölükler iyi iseler, gerisi teferruattır. Böyle bir ordunun en güzide unsurları, örneğin o ordunun yaşlıları olan yarbayları, albayları, generalleri değil, o ordunun erleri, erbaşları, genç astsubayları, teğmenleri ve yüzbaşılarıdır.
    Alkışlanacak, ödüllendirilecek, el üstünde tutulacak gözdeler bunlar olmalıdırlar. Üniformalarında bile, en görkemli, en albenili, en asortili görsellikler, yaşlı generallerinkilerde değil, ruhlarını yüceltmesi bakımından, sükselerini bu genç insanların giysilerinde göstermelidirler.
    Oysa tam tersine, bizdeki generaller, bir zamanların İstanbul Belediyesi’nde Zabıta Müdürlüğü yapmış olan “Süslü Tevfik” gibi dolaşmaktadırlar ortalıklarda. Her yanları sarı yaldızlar, sırmalar ve şeritlerle bezenmiş, Rus aristokrasisinin rüküş generalleri olan Kutuzovlar, Bolkonskiler, Denisovlar gibi, âdeta Tolstoy’un Harp ve Sulh‘undan fırlamışlarcasına izlenimler vermektedirler.
    Silahlı Kuvvetler demek, aynı zamanda “plânlama” demektir. Vereceğim örneği lütfen hoşgörünüz; ama kafalara iyice girebilsin diye ifade etmeliyim ki, bırakınız operasyonlardaki yaşamsal sorunları, bir erin dışkısının bile plânlanması ve öngörülecek tedbirlerin de alınmasıdır, askerlik.
    Ve bu, Karpuzkaldıran ya da Bodrum kamplarını plânlamaya benzemez. Savsaklandığı takdirde, ucunda ölüm vardır.
    Nispi olarak ilkel koşullarda terör estiren ve otuz senedir de sürdürebilen PKK’nın karşısında, hâlâ zayıflıklar gösteren bu yüce ordunun generalleri, mutlaka mercek altına alınmalı; sadece darbe girişimleri nedenleriyle değil, bu tür ihmalleri bakımlarından da soruşturulmalıdırlar.

    ALINTI: Namık Çınar

    Yanıt Yazın