En Son Yorumlar
    Takvim
    Ocak 2012
    P S Ç P C C P
    « Ara   Şub »
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

    TARİHTEN BİR YAPRAK…

    ATATÜRK’ÜN EMRİ İLE İSMET İNÖNÜ ÖLDÜRÜLECEKTİ…
    Atatürk ile İnönü arasında yıllarca süren bir iktidar mücadelesi olduğu bilinir.
    Hatta bu mücadeleyi Atatürk’ün kazandığı, bunun içinde İnönü’nün öldürülmesini istediği, bundan dolayı resmi vasiyetinde onun çocuklarına da tahsilleri için pay bıraktığı söylenir.
    Bu husus doğrumudur?
    Yoksa sadece bir söylenti mi?
    Araştırmalar bu hususun doğruluğunu göstermektedir.
    Biraz gerilere Milli mücadelenin başlangıcına gidelim.
    İstanbul’un işgalinden sonra, miralay İsmet, ülkenin durumundan ve kurtuluşundan ümitsizdir.
    Bunu yakın çevresine ve arkadaşlarına da söyler.
    Hatta Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı bir mektupta – Kurtuluşumuz ümitsiz Kazım, bırak bu işleri birer çiftlik alalım sen Kazım Ağa bende İsmet Ağa olalım der. (İstiklal Harbimiz K. Karabekir)
    TBMM toplandıktan sonra, arkadaşlarının ikna etmesi sonucu, milli mücadeleye katılır.
    Atatürk önceki fikirlerini bildiği için bir müddet İsmet İnönü’ye aktif görev vermez.
    Daha sonra ortak dostları araya girer ve aktif olarak görevlendirilir.
    İnönü’nün Milli mücadeledeki çalışmaları bilinir. Bu çalışmalarda Atatürk hep yanında ve arkasında olmuştur.
    Hatta ona desteğinin olmaması halinde verilen görevleri layıkı ile yapamayacağını da yakın çevresine söyler. (Atatürk_ İnönü kavgası)
    Şahsiyet ve devlet adamı olarak Atatürk, kök özelliklerine ve kültürüne bağlı milli ve inkılâpçı sentezci, karma ekonomici bir karakter çizerken, İsmet İnönü, din karşıtı sol fikirlere açık Batı yanlısı ve devlet yönetiminde statükocu ekonomide de devletçidir.
    Bu iki karakterin devlet idaresinde gizli ve açık çatışmalarının olduğu da doğrudur.
    Özellikle Atatürk’ün mason localarını kapatmasından sonra, masonlar Atatürk karşısında İsmet İnönü’yü ön plana çıkarma gayretleri içine olurlar.
    Bazı özel meclislerde Atatürk’ü kastederek, onun yönettiği şekilde devletin yönetilemeyeceğini söylerler. Bunu İnönü’de söyler.
    Yani gardlar alınmıştır. (Atatürk İnönü kavgası Temellerin duruşması, Ahmet Kabaklı)
    Bir gün, Atatürk ünlü akşam sofralarına başvekil İsmet Paşayı da davet eder.
    İsmet Paşa, işleri nedeni ile geç gelir. Bir köşeye oturur günlük gazetelere bakmaktadır.
    Konuşulan konu İngiltere’nin Atatürk’e vereceği Kraliyet nişanı’dır.
    Konuya ilgisiz kalan İsmet paşayı biraz konuya çekmek için Atatürk “Duydunuz mu paşa, İngiltere bana en büyük kraliyet nişanını verecekmiş” der.
    Bunun üzerine İnönü, gayet kısık bir sesle “Nişanı sizin neyinize vereceklermiş” demez mi.
    Salonda buz gibi bir hava eser.
    Atatürk sofrayı tatil eder. O gün sofrada olmayan Fevzi Çakmak paşa’yı çağırtır ve onunla görüşür.
    Ertesi gün Anadolu ajansı 13 haberlerinde, hükümetin istifa ettiğini, yeni hükümeti kurmak içinde İktisat vekili Celal Bayar’ın görevlendirildiği bildirilir.
    Böylece İsmet paşa görevden uzaklaştırılmıştır. Güç gösterisinde güçlü yine Atatürk’tür (Güneş Ülkesi, Arslan Bulut).
    Evet, 15 yıl başbakanlık yapan, Garp Cephesi komutanı artık sade bir milletvekilidir.
    Atatürk ölünceye kadarda öyle kalır. Hatta Atatürk’le karşılaşmamaya ve göz göze gelmemeye özen göstererek adeta inziva hayatı yaşar.
    Bu arada Atatürk muhalifleri ve masonlar boş durmazlar, her iki tarafta da kılıçlar iyice bilenir.
    İnönü açıkça Atatürk aleyhinde görünmese de, gizli gizli muhalifleri, özellikle de asker kesimdekileri destekler. (Bende Kalmasın İsmet Bozdağ).
    Atatürk, İnönü’nün kendisi ölmesi halinde bir yolunu bularak iktidar olacağını bilmektedir.
    Ancak onun devleti ele geçirmesini ve istemediği, sevmediği sol ayarlı fikri akımlar ile statükocu devlet yönetiminin ülkeye gelmesini istememektedir.
    Bunun içinde birkaç kez, Celal Bayar’a “ben ölünce yapabilecek misin çocuk” der.
    Ancak İnönü’nün karakterini iyi bildiği için, ölümünden sonrası da devletin İnönü’nün eline geçmemesinden emin olamaz.
    Bunun için tedbir almak gereklidir.
    Dolmabahçe sarayında hasta yatmakta iken, İnönü’nün öldürülmesine karar verilir. Bu işi de yaveri Salih Bozok yapacaktır.
    İnönü Dolmabahçe’ye davet edilir. Ancak bu planı bilen Atatürk’ün çevresinden biri, Dr Refik Saydam vasıtası ile durumu İnönü’ye bildirir ve gelmemesini söyler. İnönü de saraya gelmez. Plan işlemez.
    Atatürk’te kısa süre sonra ölür.
    Atatürk’ün ölümünden sonra Salih Bozok, intihara kalkışır ve tabancasını kafasına sıkar, Ancak kurşun sıyırır ve ölmez.
    Salih Bozok’un intihar teşebbüsü,  sırf Atatürk’ün ölümünden duyduğu üzüntü değil, İnönü’den korktuğu içindir.
    Atatürk öldükten sonra, ona yazılan birçok mektubu daha doğrusu yağ kokan mektupları, rezil olmamak adına sahipleri geri alırlar.
    Salih Bozok kendisine güvence olsun, can güvenliği için pazarlık edebilsin diye İnönü’nün Atatürk’e yazdığı birkaç mektubu bir yere saklar.
    Sonuçta pazarlıklar yapılır. Mektuplar İnönü’ye verilecek, Bozok’un can güvenliği sağlanacak, ancak o Ankara’ya hiç gelmeyecektir.
    Taraflar sözlerinde dururlar. Bozok ölünceye kadar Ankara’ya gelemez.(Bende kalmasın, İsmet Bozdağ, Güneş Ülkesi Arslan Bulut).
    Atatürk’e hasta yatağında planın işlediğini ve İnönü’nün öldüğünü söylerler. İnönü’nün çocuklarına yapılan miras pay vasiyetinin gerekçesi budur.
    Atatürk’ün ölümünden sonra askerinde desteği ile Cumhurbaşkanı olan İnönü, Başbakan olarak da Refik Saydam’ı atamıştır.
    Sonuçta Atatürk’ün kaygıları İsmet İnönü idaresinde gerçekleşmiş ekmek dahi karneye binmiş, halk cenazesini bile yıkayacak imam bulamamıştır.

    İnönü-Atatürk arasındaki çekişme özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra daha da ayyuka çıkıyor.
    Resmî dairelerden Atatürk resimlerinin kaldırılması ve heykelleri toplatılmaya başlanması da aynı dönemin önemli bir icraatı olarak göze çarpar.
    Atatürk resimlerinin yerini sessiz sedasız “Millî Şef” İnönü’nün resimleri almıştır artık..
    Hatta Dolmabahçe sarayı gibi önemli yerlerden Atatürk heykelleri kaldırıldı.
    Dolmabahçe Sarayı’nın arşivinde son bulunan bir belge, Atatürk’ün saraydaki bir heykelinin devlet tarafından 1938’in 18 Kasım günü 25 lira 80 kuruş harcanarak palangalarla söktürüldüğünü ve hamallara taşıtılarak bilinmeyen bir yere gönderildiğini ortaya çıkardı. Benzer şekilde Anadolu’nun birçok bölgesinde de Atatürk heykellerinin yerine İnönü heykelleri dikilmesi de o dönemlerde yaşanan olaylardı..
    Yeterince dikkat edilmeyen bir tavır değişikliği de İnönü’nün, Atatürk’ün “Nutuk”unu yasaklatmasında görülür.
    Taksim’de, Gezi Parkı’nın meydana bakan yamacına devasa bir İnönü heykeli konulacakken, CHP iktidarının vadesi yetmemiş ve sonra da bir daha yerine konulamamıştır. Aynı dönemde Türkiye’nin il ve ilçelerinin İnönü heykelleriyle donatıldığını biliyoruz.
    İsmet İnönü, Atatürk’ün gölgesinde kalmamak için önce 1939’da Meclis’te kendi kadrosunu oluşturmuş, ardından para ve pullardan, resmi dairelerden onun resimlerini kaldırarak kendi resimlerini koydurmuş, heykellerini diktirmiş, “Nutuk”u da yasaklatmıştı.
    1939’dan itibaren yeniden formatlanan Cumhuriyet ve Atatürk imajı, 1960’tan sonra bu defa da darbelerle birlikte yayılmış olan bazı sahte Atatürkçülüklerle kaynaşmış, ortaya günümüzde sistemi kilitleyen bir ‘Atatürk’ ve ‘laiklik’ algısı çıkmıştır.

    Çeşitli başlıklarda bazı yazarlar Atatürk ve “silah arkadaşları” diye bir deyim kullanır. Kimdir bu silah arkadaşları diye sorunca çıkan ilk isim İsmet İnönü’dür. Oysaki Atatürk yaşamının son yıllarında değil arkadaşlık, İsmet İnönü’ye selam bile vermiyordu. Hatta İnönü’yü bizzat başbakanlıktan atmıştı. CHP başkanlığından da atmıştı. Nedense bu gerçek hiç bilinmez.
    Ne gariptir ki günümüzde gençlerimiz İsmet İnönü’yü Atatürk’ün en iyi arkadaşı falan idi zannediyorlar, sanki Atatürk istemiş de yerine İnönü’yü bırakmış gibi anlatılıyor. Belki bu cins bilgilendirici başlıklar ile birkaç kişi de olsa tarihimizdeki bazı gerçekleri daha iyi öğrenir..

    ***

    Hayat susarak güzel olsaydı, ağzımı bağlar ölünceye kadar susardım.
    Hayatta konuşarak mutlu olsaydık mutluluktan bıkana kadar konuşurdum ama hayat öyle bişey ki;
    Sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadın diye kahreder…(Haluk Cangökçe)

    Eğer söylenecek sözünüz varsa ekleyin..
    Eğer söylenecek sözünüz yoksa sözleri okuyun..
    Okumaya da zamanım yok diyorsanız..
    O zaman PAYLAŞ ın birileri mutlaka okur…HALUK CANGÖKÇE

    ***
    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

     

    Yanıt Yazın