En Son Yorumlar
    Takvim
    Ocak 2012
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

    GÜNDEM ÇORBASI (16. OCAK. 2012)…

    DUA EDİN Kİ ACI ÇEKMEYEYİM !…
    Rauf Denktaş; “camiye gidin dua edin. Dua edin ki, fazla çekmeyeyim” demiş eşine..
    Çok mu çekmiş, az mı çekmiş Allah (c.c) bilir sadece..
    Tek bildiğim, Denktaş’ın, ölüm döşeğindeyken, dua edecek mümin aramış olması etrafında..
    Ne acı değil mi?
    Cuma günüydü dua istediğinde. KKTC’deki kaç camide kaç Müslüman saf tutmuştu acaba?
    3 kişi mi, beş kişi mi?
    MÜSLÜMAN KKTC HALKI NEREDE?
    Neden peki?
    İsmi Kuzey Kıbrıs “TÜRK” Cumhuriyeti olan bir “devlet” sınırları içinde, kurucu başkanları için dua edecek adam sayısı neden parmakla gösterilecek kadar az.. Çünkü yıllar içinde işlenen politika böyle oldu..
    KKTC Din İşleri Başkanı Doç. Dr. Talip Atalay, bundan birkaç ay evvel Adana’da bir konferansa katıldı ve şu tarihi veriyle yüzleştirdi bizi; “…1959’da Kıbrıs’ta 300 cami varken şu anda 190 cami kaldı.. Bizim kurumda çalışanların birçoğu en azından imam hatip mezunu olmalı. Ancak 250 personelden sadece 60’ı imam hatip liseli, 130’u ilkokul mezunu….” Son nefesinde “dua” isteyen Denktaş’ın KKTC’si işte bu..
    KURAN KURSLARI’NI BASMIŞLARDI
    Yaz kuran kursları açıldığında hangi merkezden yönlendirildikleri tamamen belli olan kimi gruplar bu kursları basıp eğitime engel olduklarında, Denktaş ve onun devamı hareketler ne yaptılar Kıbrıs’ta.. Serdar Denktaş ya da Derviş
    Eroğlu?.. Camiler düğün salonuna çevrildi. Çıktı mı sesleri? Engel oldular mı?
    1878 yılına kadar Osmanlı himayesinde kalan KKTC’de, o dönem yapılan camiler, vakıflar, tekkeler, hanlar, medreseler nerede?
    Hadi onlardan geçtim.. Neden ve de nasıl olur da imam hatip açılmaz KKTC’ye?.. Kim engel olur buna?..

    Keşke, yüzyıllarca İslam coğrafyasının bir parçası olarak varlığını sürdürmüş olan Kıbrıs’ın dinine diyanetine sahip çıksalardı da arkalarından bir fatiha okuyacak bir müslüman bulsalardı…
    ***


    NEDEN ACABA ?…
    Bu ülkede bir ucu devletin imkânlarına dayanan, diğer ucu illegal örgütlenmeleri ifade eden ve her türlü kılığa girebilen derin bir yapı bulunmakta.
    O yapının psikolojik harekât planları çerçevesinde ortaya konulan kanlı eylemler, küçük ancak güçlü bir zümrenin hâkimiyet alanını oluşturuyor.
    Ülkenin istikrara kavuşması, ekonominin düzelmesi, cuntacılığın hesaba çekilmesi, faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilmesi, darbecilerin yargılanması ve buna benzer pek çok konuda hükümetlerin inisiyatif alması çok önemli.
    Ne var ki bütün bu olumlu gelişmelerden o malum zümre fevkalade rahatsız oluyor.
    Neden acaba?
    Bugün 12 Eylül’den yargı yoluyla hesap soruluyor.
    Belki yarın 28 Şubat’tan da sorulacak. Bilemiyorum; 27 Nisan’ın sığaya çekildiğini de görebilecek miyiz?
    Ara dönemlerden hesap sorulması ihtimali bazı medya yöneticileri için bir kâbusa dönüşüyor.
    O kâbusu itiraf etmek yerine o günkü sorumluluğu unutturmak için barajı çok öne kurup, Ergenekon tutuklularını kendine kalkan gibi kullananlar var.
    Darbe dönemlerinde yapılan işkenceleri görmezden gelmek, demokrasi sınavında yere çakılıp kalmak demektir.
    Adeta bir rastlantıyla ortaya çıkan cesetlerden bahsetmemek için insanın kendisini ve mesleğinin onurunu unutması gerekir.
    Bu ülkede çok acı olaylar yaşandı.
    Hâlâ yaşansın diye didinip duran zümreler var.
    Onların korkunç planlarını görmezden gelenler sadece gazetecilik mesleği açısından hata yapmıyor; aynı zamanda gelecek nesillerin eşitlikçi ve özgürlükçü istikbalini tehlikeye atıyor.
    Değmez ki!
    ***

    12 EYLÜL İDDİANEMESİNİ OKUDUNUZ MU ?…
    12 Eylül iddianamesindeki anlatılanları okuyun; gözleriniz yaşaracak, hıçkırıklara boğulacaksınız.
    Bazen yüzünüz kızaracak, o vahşi davranışlardan hicap duyacaksınız.
    Ve bir kere daha göreceksiniz ki hiçbir darbe masum değildir ve mutlaka hesabı sorulmalıdır.
    ***

    SABAHATTİN ALİ / Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma! …
    Sabahattin Ali’yi öldürmüş, soysuzun biri Istıranca ormanlarında, haberin var mı arkadaş?
    Bu devlet, hele de Recep Peker Efendimiz, yani Tek Adam, İkinci Adam’dan sonra gelme Üçüncü Adam ve dahi altı okun mucidi, Milli Şef kavramını başımıza saran, eski İçişleri Bakanı ve Başbakan, “Her önüne gelen öyle şiirmiş, romanmış, hikayeymiş yazamaz!
    Milli ideolojimizin, Kemalizmin romanını, şiirini, hikayesini yazan makbulümüzdür!” buyurmuştu, bilir misin?
    Sabahattin Ali’nin suçu, İçimizdeki Şeytan’ı, Kuyucaklı Yusuf’u, Kürk Mantolu Madonna’yı, Dağlar ve Rüzgarı, Değirmen’i, Kağnı’yı, Yeni Dünya’yı yazmaktı.
    Örneğin Esat Mahmut gibi Vahşi Bir Kız Sevdim gibisinden, başına bomba yağdıran tayyareciye gönül veren Kürt kızını yazsaydı, Türk pilotun onu nasıl evcilleştirdiğini anlatsaydı madalya takardı göğsüne Recep Peker efendimiz!
    Fethi Bey’e az mı sövüp saymıştı Şeyh Sait isyanında “gereken ciddiyeti göstermediği” için!
    onradan da “TBMM’nin üstünde bir Faşist Konsey kurmalıyız.
    Devleti bu konsey yönetmeli” demişti de tutmasalardı Mustafa Kemal ağzını burnunu kıracaktı!
    Bütün yaşamı sürgünlerde geçti Sabahattin Ali’nin; girmediği cezaevi, dayağını yemediği polis ya da mahpushane müdürü kalmamıştı desem yeridir! Gün geldi ki, bu topraklarda onu yaşatmayacaklarını anladı. “Bari” dedi, “Yurt dışına gideyim.
    Ortada soluklanırım, orada yazarım şiirimi, romanımı, öykülerimi.
    ” Rehberlik edecek birini buldu, onu kaçıracak.
    Ali Ertekin’di bu ordudan ayrılma rehberin adı. Onun ardına düştü…
    Ve bir daha Sabahattin Ali’yi canlı gören olmadı.
    Kafatası kırılmış, akıllara ziyan işkencelerden geçmiş, vücudunda kırılmamış kemik kalmamış bir biçimde, köyün imamı buldu cesedini.
    Ve bulduğu yere de gömdüler Sabahattin Ali’yi.
    Katil yakalandı. “Sabahattin Ali’yi milliyetçilik duygularım kabardığı, düşünceleri kafama yatmadığı için öldürdüm!” dedi.
    Katil kısa bir süre yattıktan sonra salındı. Gazeteciler peşine düştü. Görüşmek istedi ama herif ortadan kayboldu.
    Ali Ertekin bildiğiniz tetikçiydi elbet. Kim vardı arkasında? Mecliste de soruldu bu soru defalarca; yanıt veren çıkmadı.
    Dedim ya, bir zamanlar devlet az biraz kıpırdayana, emir komuta zinciri içinde yazıp çizmeyene hoş bakmazdı.
    Sabahattin Ali hunharca, gaddarca, acımasızca katledildi, Necip Fazıl ömrünün yarısını ülkenin hapishaneleriyle hücrelerinde konaklayarak geçirdi.
    Nazım canını dar attı yurt dışına.
    Kemal Tahir, Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf adlı romanını bahriyeli kardeşi Ratip Tahir’e “al oku; güzel roman” dediği için “Donanmayı isyana teşvik etmekten” yıllar yılı hapishanelerde çürüdü. Atilla İlhan daha lise çağındayken tutuklanıp deliğe tıkıldı.
    Daha kimler var kimler; saymakla bitmez.
    Behçet Kemal ya da Edip Ayel gibi yalakalığın doruğunda turlayıp “Türk’ün Amentüsü” ya da Süleyman Çelebi’den apartılıp yazılan “Mevlut” • kaleme alsaydı Sabahattin Ali ya da Necip Fazıl’la Kemal Tahir ve de Nazım, baş tacı edilirlerdi hiç kuşkusuz.
    Ama, örneğin Sabahattin Ali “Başın öne eğilmesin/Aldırma gönül aldırma/Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül aldırma” dedi, ardından da “Avluda volta vururum/kah düşünür otururum/türlü hayaller görürüm/geçmiyor günler geçmiyor” diye derdini kağıda döktü.
    Öte yandan Necip Fazıl “Ne hasta bekler sabahı/Ne taze ölüyü mezar/Ne de şeytan bir günahı/ Seni beklediğim kadar” diye haykırdı kalın duvarların ardından hasretini, sonra da oturdu Zindan’dan Mehmed’e Mektubu karaladı.
    Nasıl harcadık biz bu değerleri? Niye harcadık? Elimize ne geçti?
    Devletimiz büyüdü, milletimiz bolluğa mı kavuştu?
    Ağlıyor musun arkalarından arkadaş?
    Ben ağlıyorum da…

    Alıntı : Aziz Üstel

    ***
    BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ?…
    *Elektrik ve su giderlerini kendileri ödemeye başlayınca mali sıkıntıya düşen orduevlerinde oda ücretlerine yüzde 500 zam yapıldığını…

    *Eskiden JİTEM binası olarak kullanılan bir yapının çevresinde Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kazı yapıldığını. Binanın etrafından 11 kafatası ve insan kemikleri çıktığını. Savcılığın olaya el koyup soruşturma açtığını. İş derin devlete gelip dayanınca, o derin yapının icraatları birer birer ortaya çıkınca kadim yandaş medyanın suskunluğa büründüğünü ! BİLİYORMUSUNUZ ? …
    ***

     

     

    16 OCAK’DA DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN OLAYLAR…HAZIRLAYAN: HALUK CANGÖKÇE

    Bugün (16 Ocak 2012)
    16 Ocak Gregorian takvimine göre yılın 16. günüdür. Sonraki sene için 349 gün var ( Artık yıllarda 350).

    16 OCAK’DA DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE NELER OLDU ?…

    1547 – Rus Çarı Korkunç İvan taç giydi.
    1556 – Philip II, İspanya’nın kralı olur.
    1595 – Padişah III. Murat, 49 yaşında öldü. III. Mehmet tahta çıktı.
    1804 – Fransız fizikçi Joseph Louis Gay-Lussac bir hidrojen balonu içinde 7.016 m ye yükselerek, sonraki 50 yıl içinde kırılamayacak olan bir rekora imza attı.
    1961 – ABD Türkiye’ye 43 milyon Dolar yardımda bulundu.
    1970 – Muammer Kaddafi Libya başkanı oldu.
    1977 – TV yayınlarının süresi haftada 65 saate çıkarıldı.
    1979 – İran Şahı Rıza Pehlevi, ailesi ile birlikte  artan olaylar karşısında İran’ı terk ederek Mısır’a yerleşti. İran devrimi başladı.
    1980 – Adalet Bakanlığı’ndan bazı önemli dosya ve belgeler çalındı.
    1983 – THY’nin İstanbul -Afyon seferini yapan, Boeing 727 tipi “Afyon” isimli uçağı saat 21.45 sıralarında Esenboğa’ya iniş yapmak isterken, kötü hava şartları nedeniyle piste çakılarak parçalandı.
    1991 – ABD ve Müttefik güçler, Kuveyt’i işgal eden Irak’a karşı hava akınları ve füze saldırısını başlattı. ABD yetkilileri, Çöl Fırtınası adını verdikleri operasyona Kuveyt’i kurtarmak için yaptıklarını söyledi.
    1995 – Cumhuriyet tarihinin en büyük değerdeki kağıt parası, 1 milyon liralık banknotlar bugün tedavüle çıkarıldı.
    1996 – Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi ile Taşkonak köyü yakınlarına pusu kuran PKK teröristleri, roketle saldırdıkları bir minibüsü, içinde bulunan 7’si köy korucusu 11 kişi ile birlikte yaktılar.
    1996 – Trabzon Limanı’nda, Trabzon-Sochi seferini yapmaya hazırlanan Asya Feribotu, silahlı Çeçen eylemciler tarafından, ” Rusya’nın Çeçen politikasını” protesto amacıyla kaçırıldı. Gemideki yolculardan 43’ü Türk, 115’i Rus. 6 eylemcinin lideri Muhammed Tokcan, telsizle yapılan görüşmelerde gemiyi İstanbul’a getireceklerini söyledi.
    1998 – Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın “Laiklik Karşıtı Eylemlerin Odağı Haline” Geldiği İddiasıyla 21 Mayıs 1997 Tarihinde Anayasa Mahkemesine Açtığı Davayı Sonuçlandırdı ve parti görevlilerinin laiklik karşıtı eylemleri, devletin kurucusuna karşı suçlamaları ve türbanla ilgili siyaseti gibi iddiaları ile Refah Partisi Kapatıldı. Necmettin Erbakan siyasi yasaklı duruma düştü.
    2002 – Sağlık Bakanlığı’nın, ilaç fiyatlarının yüzde 10 oranında aşağı çekilmesi uygulamasına karşı çıkarak 15 Ocak’ta kepenk kapatan Eczacılar, kar payı konusunda varılan anlaşmayla, eylemlerine son verdiler.
    2003 – Uzay mekiği Columbia, Cape Canaveral (Amerika Birleşik Devletleri) üssünden ayrıldı. (Mekik, 1 Şubat’ta dünyaya dönüşü sırasında parçalandı ve 7 kişilik uçuş ekibi yaşamını yitirdi).
    2005 – Adriana Iliescu, 66 yaşında doğum yaparak dünyanın en yaşlı annesi unvanını aldı.
    ***


    GÜZEL SÖZLER…

    FUZULİ’DEN…
    Mey biter saki kalır,
    Her renk solar haki kalır.
    Diploma insanın cehlini alsada,
    Hamurunda varsa eşeklik; baki kalır..

    MEVLANA’DAN…
    SEN, HERŞEY DEĞİLSİN…
    Herşey senin için yaratıldı.
    Ama, dikkat et sen, herşey değilsin….
    Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin.
    Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.
    Yeterli sayıyorsun kendini kendine.
    Oysa hiç yeterli değilsin.
    Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin.Her şey senin emrinde doğru, ama amirliğe kalkışma.
    Bil ki kalıcı değil geçicisin, sahip değil misafirsin.
    Sabit değil iğretisin.
    Her ne var ki sen de, ödünçtür, senin sanmaŞımarma.
    Yarı kısmın topraktır.
    Toprağı horlama.
    Dünyadan, yerine koyduğundan fazlasını alma.
    Onun dengesini bozma.
    Uyumuna musallat olma.
    Gülün rengiyle, sütün tavıyla oynama.
    Karıncanın yolunu kapama, kırlangıcın yuvasını bozma, yılanın dişini kanatma.
    Pınarların, nehirlerin, ince suların kurumaması için çaba sarf et.
    Göz kulak ol emanete.
    Bozma kıvamını aldığın gibi iade et.
    Hava-toprak-ateş-su da insandan alacaklı.
    Bitkinin ve hayvanın, dağın taşın ve börtü böceğin, yaralı kedinin, hasta leyleğin, yırtıcı parsın, dayanıklı devenin de insan üzerinde hakkı, insandan razılığı vardır.

    ***

    Hayat susarak güzel olsaydı, ağzımı bağlar ölünceye kadar susardım.
    Hayatta konuşarak mutlu olsaydık mutluluktan bıkana kadar konuşurdum ama hayat öyle bişey ki;
    Sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadın diye kahreder…(Haluk Cangökçe)

    Eğer söylenecek sözünüz varsa ekleyin..
    Eğer söylenecek sözünüz yoksa sözleri okuyun..
    Okumaya da zamanım yok diyorsanız..
    O zaman PAYLAŞ ın birileri mutlaka okur…HALUK CANGÖKÇE

    http://halukcangokce.com e-mail adresini bugüne kadar 168.914 kişi ziyaret etti…

    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

    Yanıt Yazın