Takvim
Kasım 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

‘BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ’ Kategorisi Arşivi

ESKİDEN VERESİYE DEFTERLERİ VARDI..

VERESİYE DEFTERLERİ..

Koca bir yılın,

Koca bir mahallenin,

Küçücük bir bakkal dükkanında,

defteri olurdu.. “VERESİYE”..

 

Eskilerin bu veresiye defterlerinin yerini  şimdi kredi kartı hesap ekstreleri aldı. Aradaki fark, bir zamanlar yazdırırdık, şimdi okutulan olduk…

 

Küçükken rahmetli babam beni bakkala sıkça yanında götürürdü.

Yazının Devamını Oku »

BÜYÜKLERE MASALLAR…

DENİZ KIZLARI…Oscar Wilde’ın hikayesi..

Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
Dönüşünde sorarlarmış:
-Ne gördün?
-Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar:
-Ne gördün?
-Hiç demiş… hiç bir şey…
—————————————————————————————————
Evet…”Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yokmuş”…
—————————————————————————————————
Oscar Wilde’in yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım.
Daha sonra unutmuşum.
Yazının Devamını Oku »

ESKİDEN VE ŞİMDİ!…

ESKİDEN BÖYLEYDİ ”

Çember çevrilir, su musluktan içilir, ağaçlara tırmanılırdı…

Bebekler bezden, silahlar tahtadan, resimler kömür karasından yapılırdı…

Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur, saatli maarif okunurdu ..

Komşuda pişen bize, bizde pişen komşuya düşerdi ..

Geceler ayaz, sokaklar karanlık, yıldızlar parlak olurdu…

Turşu, salça, mantı evde yapılır, karpuz kuyuda soğutulurdu…

Yazının Devamını Oku »

ZAMAN NE ÇABUK GEÇİYOR…

ZAMAN NE ÇABUK GEÇİYOR…
Zaman, ne çabuk geçiyor.
Daha dün mahalle arasında plastik top peşinde koşan minicik birer çocuktuk.
Büyüyünce yapacağımız şeylerin hayaliyle erittik zamanı ve büyüdük.
O günlerden hafızamızda tatlı anılar kaldı. Mahalle arasında, sokaklarda ya da ekilmemiş tarlalarda top peşinde koşarken yaşanmış anılar…
Çocukken sokakta top oynamayanımız yoktur heralde. Tabi şimdi çocuklar sokaklarda futbol oynayabilecek tenha yerler, yada boş arsalar bulamıyorlar..
Ama bizim nesli ve öncesi bol bol bu yerlerden bulabiliyordu.
Küçüklüğümüzde aklımızda kalan en önemli anlar mahalle arasında top oynadığımız zamanlardı.
Erkek çocukların vazgeçilmez tutkusu olan futbol bundan 50 yıl öncesine kadar farklı bir anlam taşırdı.
Toprak, beton, çamur dinlemeden iliklerimize kadar hissettiğimiz mahalle futbolunun, gülümseten, kendine özgü kuralları vardı…
Takım ruhunun, yardımlaşmanın, paslaşmanın ilk öğrenildiği faaliyetlerdi toprak sahalarda oynanan futbol maçları.
Yazının Devamını Oku »

BİZİM ZAMANIMIZDA…

ESKİDEN KİMLER VARDI, NELER VARDI ?… 
ESKİDEN Osmanlı terbiyesi görmüş çok değerli, çok vasıflı insanlar vardı. Onlar gittiler ve yerleri dolmadı.
Eskiden beyefendiler, hanımefendiler, büyük beyler, büyük hanımlar, küçük beyler, küçük hanımlar vardı.
Eskiden iffet vardı, kaç-göç vardı, hayâ, mürüvvet, vefa, merhamet vardı.
Üstad Necip Fazıl vardı.
Profesör Ali Fuat Başgil vardı.
Hasan Basri Çantay vardı.
Eskiden İstanbul kültürü ve medeniyeti vardı.
İstanbul âdâb-ı muaşereti vardı.
Eskiden bu şehirde en fazla kullanılan kelimeler evet efendim, teşekkür ederim efendim, estağfirullah efendim idi.
Aha oha yuha muha gibi böğürtüler hoş görülmezdi.
Eskiden şiir vardı, aruz vardı, ebced hesabıyla tarih düşürmek vardı.

Yazının Devamını Oku »

BİZ BALDIRIÇIPLAK BİR NESİLDİK!…

Biz baldırıçıplak bir nesildik. Babalarımız açlık, kıtlık içinde yaşamışlar..
Tek parti dönemi..
Savaş yılları, kaç kaç günleri..
Hepimizin suratında egemenlerin şamar izi var, avuçlarımızda sopa izi.
Hepimizin gömlekleri ensesinden yırtıktır!..
Birileri boynumuza, “yular takar gibi” kravat taktı.
Güya uygarlaşacaktık. Mektepte boynumuzda plastik, sabit düğümle, boyuna lastikle geçirilen kravatlar vardı..
Onun için ben hâlâ kravat takamam. Kravata karşı olduğumdan değil, o bakış açısından, o üslubtan, o aşağılamadan nefret ediyorum..
O zaman köylüler kasket, memurlar, öğrenciler asker şapkasına benzer bir şapka, zenginler, asilzadeler ise fötr şapka takardı!..
Bizim ağabeyler de o yıllarda fötr şapkaları ile dolaşırlardı..
Sokakta Hitler bıyıklı bir sürü adam görürdünüz 50’lerde.
Bizim tahsil yıllarımızda bir genç ancak liseye başlayınca başındaki saçla tanışabilirdi.
Yazının Devamını Oku »

HÜRRİYET GAZETESİNDEN, AYŞE ARMAN’IN OĞLUM BARIŞ CANGÖKÇE İLE YAPTIĞI SÖYLEŞİ…

Acı ve tatlı anıları ile geçmişi hatırlamak, insanı heyecanlandırıyor. Hele de, sevdiklerinin, ansızın karşına çıkmaları veya onlardan gelen bir güzel bir haberin verdiği coşku, anlatılmaz bir duygu…
İnsan yaşlanınca, bu duygu fırtınası daha da yoğun oluyor..
Gözlerin yaşlanması da kaçınılmaz oluyor…


HÜRRİYET GAZETESİNDEN, AYŞE ARMAN’IN OĞLUM BARIŞ CANGÖKÇE İLE YAPTIĞI SÖYLEŞİ…Hürriyet Gazetesi /10 Kasım 2010

TOM CRUİSE ABİ NEFİS BİR İNSAN !…
Barış Cangökçe. Dubai’deki çok sevdiğim genç arkadaşlardan biri. Bu aralar çok meşgul, çok heyecanlı. Tom Cruise ile film çekiyor çünkü. Haberlerini okuyorsunuz, o bizzat görüyor, tanık oluyor. Çünkü o filmde üçüncü yardımcı yönetmen…

*  Kimsiniz, kimlerdensiniz?  
– Adım Barış Cangökçe. 80 Ankara doğumluyum. Süper bir ailenin ikinci çocuğuyum. Dubai’de yaşıyorum, yıllardır da bir setten ötekine koşup duruyorum.

Yazının Devamını Oku »

EVVEL ZAMAN İÇİNDE, KALBUR SAMAN İÇİNDE…

EVVEL ZAMAN İÇİNDE, KALBUR SAMAN İÇİNDE…

“MAHALLE”

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş.
Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş.
Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.
Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.
 

Yazının Devamını Oku »

BİZİM ZAMANIMIZDA / HATIRALAR…Derleme: HALUK CANGÖKÇE

ONLARDA MI YALANDI ?…
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar, rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu, bahçemizden ishak kuşu, kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu. Sobanın yanında kedimiz, kedinin önünde yün yumağı.
Bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik…
Yerli malı kullanan, yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili…
Kuru üzüm, incir, fındık, tütün, çay, narenciye, kavun karpuz yetiştiren.
Kuru üzümle inciri satan, karşılığında çamaşır makinesi, radyo ve otomobil alan…
Bir toprağın fertleri…
Biraz yoksul, biraz mütevekkil, biraz mahcup, biraz kırılgan, biraz naif, ama hep umutlu…

Yazının Devamını Oku »