En Son Yorumlar
    Takvim
    Aralık 2011
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

    GÜNDEM ÇORBASI!…(2 ARALIK 2011)

    BİRAZ PAYLAŞIMCI OL YAHU!…
    Aç mısın, sefil misin, fakir misin, miskin misin, yoksul musun, gelirin haysiyetli bir hayat sürmeye yetmiyor mu, doymuyor musun, iyi ısınmıyor musun, sıkıntılar içinde misin?
    Çok kötümser, çok karamsar, çok ümitsiz olma…
    Bak iyi şeyler de var. Onlara bak, onlar seni sevindirsin, açlığını doyurmasa da gönlünü doyursun, dıştan ısıtmasa da içten ısıtsın seni.
    Bak senede kaç gün geceleri şenlikler yapalıyor, maytaplar atılıyor semaya. Pat küt çat pat aaaa bir maytap gökte patlıyor şemsiye gibi rengarenk ışıklar dört bir yana saçılıyor.
    Hah hah ha hoh hoh hih hih hih…
    İstanbul’daysan geceleyin Boğaz köprülerine bir bak. Lazer ışıklarla gelin tacı gibi ışıl ışıl. Bak da gönlün doysun, için ısınsın, biraz mutlu ol.
    Yine İstanbul’da bir cumartesi akşamı Beşiktaş’tan Ortaköy’e git, yollar nasıl tıkalı, lüks arabalar peş peşe… Tuzu kuru zenginler eğlenmeye gidiyor, Ortaköy gece salonlarına. Senin paran yok, inançların da zaten elvermez ama oralardaki neş’eyi, zevk u sefayı, eğlenceyi, sarhoşluğu bir görmelisin. İçki su gibi akıyor, para su gibi harcanıyor, bilmediğin mezeler, danslar, kıvrılmalar, bükülmeler, gülücükler, kahkahalar, çın çın çın…
    O eğlencelere katılamasan da memleketin böylesine kalkındığını görerek niçin sevinmiyorsun.
    Başını kaldır da yerden pıtrak gibi bitmiş elli katlı gökdelenlere, lüks mü lüks rezidanslara bir bak.
    Kör müsün sen, caddeleri, sokakları, yolları, bulvarları, meydanları dolduran lüks otomobillere baksana. Onların her biri bir servet. Sen hâlâ fakirlik yoksulluk edebiyatı yapıyorsun, utansana biraz.
    Ey nankör!.. Git de lüks ve pahalı restoranlarda nasıl yemek yendiğini gör. Tarabya’da garnili, beyaz şarap soslu, mayonezli bir tabak (kayık tabak) lüfer 500 Tl… İzmir’de İspanyol şaraplı canlı müzikli bir yemek 2500 Tl. Eskiden bu refah, bu lüks, bu sefahat var mıydı? Kötümser olma, sevin biraz, belki sana da sıra gelir, sabırlı ol, bekle…
    İstanbul’un lüks bir alşveriş merkezinde Türkiye’in en lüks giysi satış dükkanına bir göz at. Bir kadın çorabı 400 Tl.
    Bak tuzu kuru sevgili vatandaşların zaman zaman gidip kup griye yiyorlar. Bardağı 12,5 Tl.
    Bırak dinsizleri ve ehl-i dünyayı, İslamcı kesimin türedilerine bak. Her şeyin en iyisi Müslümana layıktır diyerek nasıl lüks, israf; sefahat içinde yaşıyorlar, nasıl saçıp savuruyorlar. Onlar ihtişam ve şaşaada, debdebe ve dâratta, Nemrud’u, Firavun’u, Neron’u geride bıraktılar. Bak da ibret al.
    Başkalarının sevinçlerini niçin paylaşmıyorsun?
    Biraz paylaşımcı ol yahu!
    ALINTI: M. Şevket Eygi
    ——————————————

    İLK 500’E GİREN ÜNİVERSİTEMİZ BİLE YOKTU!…..
    Üniversiteler özgürleşince!
    Hatırlarsınız; bundan 10 yıl öncesinde, “manşet”ten şöyle haberler verirdik: “İlk 500’e giren bir üniversitemiz bile yok!”
    Olması da mümkün değildi…
    Çünkü, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz diyordu ki; “Bilimin ne önemi var, önemli olan laiklik!”
    Son 10 yılda, köprünün altından çok sular aktı…
    Gürüz’ler, Teziç’ler gitti, yerine Yusuf Ziya Özcan geldi… Yusuf Ziya Özcan’ın gelmesiyle de; üniversitelere “özgürlük” geldi, “bilim” geldi…
    Üniversiteler, “kışla” olmaktan çıktı, “bilim yuvası” haline gelmeye, “proje”ler üretmeye başladı… Bırakın “ilk 500”ü, artık “ilk 200”de bile varız…
    “Üniversitelerin performansı” ise; “TÜBİTAK Raporu” ile şöyle ortaya konuluyor:
    “Türkiye 1998-2009 arasında bilimsel yayın sayısını hızla artan bir eğilimle 1998 değerinin dört katına çıkararak 2009 yılında 25 bin 264 sayısına ulaşmıştır.
    Dünyadaki toplam bilim ve teknoloji yayın çıktıları içindeki payına ve bilimsel yayınların ortalama yıllık büyüme oranlarına bakıldığında Türkiye; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Japonya ve Çin’i yakalamaya çalışan ülkeler arasında Güney Kore’den sonra en dinamik ülke konumuna gelmiştir.
    Türkiye’nin nüfus büyüklüğü dikkate alındığında milyon kişi başına düşen bilimsel yayın sayısı 1998-2009 yılları arasında yaklaşık üç katına çıkarak 2009 yılında 348 olmuştur.
    Bunların yanında atıf sayılarında da 1998-2009 yılları arasında önemli bir artış olmuştur ve atıf sayıları 1998 yılında 32 binden 2009 yılında 129 bine çıkmıştır.”
    Hani, atalarımız;
    “At sahibine göre kişnermiş” derler ya, işte bunun ispatı…
    ——————————————
    1915’İ TARTIŞMADAN DERSİM TARTIŞILMAZ…
    Tarih, içinden işimize gelen bölümleri seçip tartışacağımız bir alan değildir.
    Tabu yıkılırsa bir alan için yıkılmaz.
    Pandora’nın kutusunu açanlar sonucuna katlanmak zorundadır.
    Bugün itibariyle muhafazakarlar CHP ve Kemalistleri köşeye sıkıştırdığı için Dersim İsyanı ve sorumlularını tartışmaktan keyif alıyor.
    Bir sürü konuya girmiyor ama bu konudan da çıkmıyor.
    Bu tartışma esnasında, Türkiye’nin en büyük tabusu Mustafa Kemal ve icraatı sorgulanıyor.
    Birçok insan için rahatsız edici bir durum ama hayat böyle bir şey.
    Tarihi tartışmaya açacaksanız, karpuz seçer gibi konu seçemezsiniz, herşeyi tartışmaya, konuşmaya hazır olmalısınız.
    ——————————————
    HESAP BELLİ!…
    Birileri yine iş üzerinde.
    Darbe yapsın, Ergenekoncular kurtulsun, sonra iç savaş çıksın, birileri kandan, vurgundan beslenmeye, aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerinde kendilerine iktidar ve servet üretmeye devam etsinler..
    Kimse bu kirli ve kanlı oyuna alet olmasın.
    Melek maskeli şeytanlara dikkat!
    ——————————————–
    BASINDAN SEÇME SÖZLER…
    * “Ergenekon’un 28 Şubat generallerine ve dönemin “karakutu”suna kadar gidip dayanması hayırlı bir emaredir.
    Ama onlarla birlikte, medyadaki 28 Şubat çanakçıları da sorgulanmalıdır.
    28 Şubat’ı destekleyen gazete patronlarının o süreçte banka kredisi alıp almadıkları, almışlarsa hangi şartlarda aldıkları masaya yatırılmalıdır…”
    ——————————————
    * “Elinde fenerle dolaşan Kamer Genç’e, daha önemli bir işle meşgul etmek için, sulayabileceği saksılar armağan edilmelidir…”
    * “Şarkıcı/oyuncu/magazinci taifesi din, ahlâk, inanç, tarih ve siyaset gibi ciddi meseleler üstüne ahkâm kesmemelidir…”
    * “Duruşmalara takım elbiseli ve kravatlı çıkan her katile “iyi hal” uygulaması kaldırılmalıdır…
    * “Tutukluluk hali”ni “ceza”ya dönüştüren uygulama gözden geçirilmelidir…
    ——————————————
    *Bir tarafta “bu” CHP, öbür tarafta da “bu” MHP varken…
    Ve Meclis içinde bir de “İmralı güdümlü” parti varken…
    AK Parti’ye kim ne diyebilir?..
    Allah muhafaza, bu dokuz yıllık süreçte ülkeyi CHP-MHP koalisyonu yönetmiş olsaydı…
    Ne hallerde olurduk, bir düşünsenize!..
    ——————————————
    *Arşiv belgeleriyle sabit bir “katliamı” savunabilmek…
    Ve uzun yıllar sonra bir Başbakan’ın çıkıp özür dilemesini bile “çok” görebilmek…
    Bu nasıl bir zihniyettir!..
    ——————————————
    *Yunanistan’ın battığı, İtalya’nın en az 25 yıl geriye gittiği bir dönemde Türkiye’nin yıldızı her geçen gün parlıyor.
    Yani dünya ekonomik krizde kıvranırken, Türkiye kalkınma hızında rekora koşuyor.
    Anlı şanlı ekonomi profesörleri ekranlarda arz–ı endam edip, “Biz de bol tüketmeye alışmışız birader, artık bundan sonra domatesi kilo işi değil tane işi satın almaya alışmalıyız…” yollu çözüm önerileri sunduğu dönemden, otomobil niye yapmıyoruz denilen döneme gelindi.
    ——————————————
    *TOSUNLARA SORULAR?….
    * 40 yıl karşılığı bir büyükelçi ve vali emeklilik ikramiyesi olarak 75, orgeneral ise 600 bin lira alıyormuş!.. bu doğru mu?
    * Fenerbahçe Orduevi içinde Orgeneral İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde, eski parayla 32 trilyon 750 milyar liraya mal olması planlanan;  Denize sıfır, 200 metrekare ve her türlü konforun düşünüldüğü ve “ömür boyu” kullanımlı tapusuz bedava lüks lojman inşaatları bitti mi?
    (05 Ağustos 2011, Cuma günkü Sabah Gazetesinde Sevilay Yüksel’in “Başka bir EMRİNİZ var mı paşam?” ve “Gel de yazma!” makalelerini bir okuyun olur mu?)…
    —————————————–
    GÜNÜN SÖZÜ….
    *Adam işe başvuruyor “yaşlısın” diyorlar, emekliliğe başvuruyor “gençsin! diyorlar..”
    ——————————————
    ANLAMA!….
    Herkesin anlayış derecesi farklıdır. Anlattığın herşeyi anlamalarını bekleme, çünkü bu karşıdakinin ANLAMA Kapasitesine bağlıdır…
    HERŞEYİ BİLDİĞİNİ DÜŞÜNEN İNSAN KENDİNİ FARKLI SANAN BİR ZAVALLIDIR. UNUTMA Kİ, NEYİ BİLMEDİĞİNİ BİLMEK İNSAN OLMANIN İLK ŞARTIDIR …

     

    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

    Yanıt Yazın