En Son Yorumlar
    Takvim
    Kasım 2011
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930  

    GÜNDEM ÇORBASI!…(22 KASIM 2011)

    “KOCA KOCA ADAMLAR MI KAÇACAK?”…
    Biliyorsunuz, “Ergenekon sanıkları”nın “tahliye” talepleri, şu iki sebeple reddediliyor: “Yurt dışına kaçabilirler!.. Dışarı çıkınca delilleri karartabilirler!”
    Sanıkların avukatları da; “Koca koca adamlar mı kaçacak?.. Bu ne komik bir gerekçedir?” diyorlardı!..
    Ancak, “Mustafa Bakıcı olayı” göstermiştir ki; bu koca koca adamlar önce “GATA”ya giderler, sonra da “attaa”ya!..
    Gerek avukatlar, gerek “Ergenekon avukatlığı” yapan siyasiler ve medya mensupları diyorlardı ki; “Bu adamların ne suçu var ki?..
    Eğer suçları varsa da, tutuksuz yargılayın ki, kendilerini daha iyi savunabilsinler!”
    Gördük işte, “tutuksuz” yargılayınca; bir yolunu bulup, anında “firar” ediyorlar!..
    “Suçsuz” oldukları meselesine gelince…
    Sormak gerekmez mi, madem “suçsuz”lar o halde niye “firar” ediyorlar?..
    “Masum” olduğuna inanan bir adam, hiç firar eder mi?..
    “Ergenekon” ve “KCK sanıkları”nı savunanlar, Bakıcı’ya baksınlar ve söylemlerini gözden geçirsinler!.. Ya da, artık sussunlar!..
    ******
    “FİR”  GENERAL!…
    Eskiden yüksek rütbeli askerlere “PAŞA”denirdi…
    Düpedüz Türkçe, apaçık Türkçe! “Baş ağa”dan “paşa”!
    Asker sivil ne kadar tarihe geçmiş “paşa”mız var.
    “Paşa” Osmanlı’yı, Türk’ü çağrıştırır.
    1939 dan sonra, kerameti söyleyenlerden menkul bir “Türkçe”! ile “GENERAL” denmeye başlandı..
    General rütbesi kademelendirilirken, Osmanlının “mirlivası”na tuğ-general denildi. Feriğine tüm/kor-general, birinci feriğine ise or-general demek uygun bulundu.
    Bugünkü ordumuzda en yüksek rütbe “orgeneral” anlayacağınız. Galiba “ordu” kelimesinin kısaltması ile “general”in izdivacından meydana geliyor!
    Son zamanlarda bazı generallerimiz yeni bir rütbe icad ettiler: Fir-general!
    Bunun neyin kısaltması olduğunu ben söylemeyeyim. Birileri tahmin etsin.
    Herkes sanıyor ki, tek fir-general Mustafa Bakıcı. Daha önce de Levent Ersöz firar etmedi miydi?
    Böylece Cumhuriyet tarihinde şimdilik bu yüksek rütbeyi alan iki generalimiz var!
    Allah sayılarını artırmasın!
    Amin!…
    ******
    YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ…
    Hava Kuvvetleri’nde de geleneğe dönüşen Hasdal ziyaretlerinin her hafta perşembe günü düzenli olarak yapıldığı, bu ziyaretlere 6-7 general ile 25-30 kadar subayın katılımı ile gerçekleşiyor…
    Tutuklu subayların ziyareti için kullanılan özel uçak ve araçlar sadece Hasdal’a ya da Silivri’ye gitmek için kullanılmıyor. Bu araçlar Işık Koşaner’in dinlemeye takılan sözlerinde olduğu gibi çeşitli yüksek düzeydeki komutanların ve ailelerinin özel işlerinde de kullanılıyor.
    Ergenekon ve Balyoz davalarının tutuklu subaylarına, görevdeki generaller tarafından gerçekleştirilen ziyaretlerin yol paraları ile yenilen yemeklerin ve karşılamaları da tamamen devlet imkanlarıyla sağlanıyor…
    ******
    DERSİM GÜNAHI!…
    Eski günahların gölgeleri uzun olur. Siz kurtuldum zannederek koşaradım uzaklaşırken arkadan yetişip omzunuza dokunuverirler.

    Dersim’den başka sanki yokmuş gibi davrandığımız başka “kapalı kutularımız” da var:
    Alın size Süryânîler, Keldânîler, Ezîdîler, 1915 Ermeni Tehciri, İstiklal Mahkemeleri ve Varlık Vergisi, 31 Mart, Şeyh Said, Menemen, İzmir Suikasti, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İhanet-i Vataniye Kanunu, 6-7 Eylül olayları, 1 Mayıs, 16 Mart, Çorum, Kahramanmaraş Katliamları,  Yıldız Yağması, Sarıkamış Harekâtı, Trabzon Meb’usu Ali Şükrü Bey’le Topal Osman’ın katli, İzmir Suikastı gibi
    Derler ki her iyi âilenin bodrumunda bir cesed gömülüdür.
    Bizim bodrum dolmuş, sığmayanları da elbîse dolabına tıkıştırmışız.
    Ama dolapda cesed saklarsınız bir süre sonra kokusu ayyûka çıkar.
    Yaşadığımız gerçekleri, hem de çok acı gerçekleri sınırlı bir muhayyilenin ürünü olan daracık bir ideolojinin içine yerleştirmekte zorlanıyoruz.
    Artık gerçekleri tahrif etmek yerine şu kısır resmî ideolojiden vazgeçmek zorundayız.
    Resmî ideoloji çökerken, bu güzel ülke ve bu güzel insanlar neden altında kalsın?
    Atarsınız çöplüğe, olur biter.
    ******
    CHP’NİN GÜNAHLARI!…
    Hiç kıvırmayın “TOSUNLAR”… Dersim olayı, “CHP’nin günahları” arasındadır.
    Dersim tenkili mi dersiniz, Dersim hadisesi mi dersiniz, Dersim kazası mı dersiniz, yoksa genetiğinize boyun eğip “Dersim’deki isyanı durdurma harekâtı” adını mı verirsiniz… Fark etmez.
    Bu iş CHP’ye yazmıştır.
    Bitti.
    İster Atatürk’ü çekip çıkarın aradan ve kabahati icra heyetine (yani İsmet Paşa’ya yükleyin), ister Celal Bayar’ı sorumlu tutun, ister “Kimsenin suçu yok, Sabiha Gökçen Dersim dağlarını kendi kendine bombalamıştır” deyin.
    Bir şey değişmiyor.
    Dersim, CHP’nin “kalfalık dönemi” eserlerinden biridir ve onun şanlı tarihine yazılmıştır. Tıpkı, “Takrir-i Sükûn” adı verilen, muhalefetin ve basının çanına ot tıkama yasasında olduğu gibi..
    ******
    BU ÜLKEDE!…..
    Ebedî Şef’e hakaret eden zindana atılıyor, Peygambere (Salat ve selam olsun ona) hakaret eden serbest!….

    ******

    TÜRKÇEYİ KOLAYLAŞTIRIYORLARMIŞ!…
    1930’larda Türkçe dünyânın en zengin ve âhengli dillerinden biriydi.
    Ama o “eski” kelimelerin atılmasıyla bugün artık üçyüz kelimelik bir mahalle arası lehçesine tahavvül etmişdir.
    300 kelimeyle de ne edebiyât olur ne bilim ne felsefe ve hattâ ne de gazetecilik!
    O yüzden bugün Atatürk’ün Gençliğe Hitâbesi’ni anlamakdan âciz bir gençlikle yüzyüzeyiz.
    Öztürkçe denilen maskaralık benliğinden firâr edenlerin hezeyânıdır!
    Bakınız; alenî, bâriz, âşikâr, ayan, bedîhî, vâzıh, sarih, müstehcen, münhâl, üryan, meftuh, defisiter gibi tam oniki kavramın bugünki içler acısı lehçemizdeki tek karşılığı “açık” olmuşdur!
    Tepe tepe kullanalım!
    “Gitti” yerine “gitdi”, “tehdit” yerine “tehdid” vs. yazmam ise öyle telaffuz edilmesi için değil her sekiz on yılda bir imlâ değiştirmeyi barbarlık olarak telâkkıy etdiğim içindir.
    Medenî dillerde böyle bir soytarılık da yokdur. 60/80/100 yılda bir çok dikkatle mahdud değişiklikler yapılır.
    O sâyede de meselâ bir “ağabey, ağbey, ağbiy, ağbi, âbi, abi” rezâleti yaşanmaz.
    D’lerin T olmasına “emir” çıkdığı zaman Abdülhak Hâmid arkadaşı Müderris Ferîd Bey’e bu “Hamit ve Ferit” münâsebetsizliğini kasdederek
    “Eh, senin kuyruğuna da bir İT takdılar.” der.
    Bunun üzerine Ferîd Bey:
    “Benim hiç olmazsa FER’imi (ışığımı) bırakdılar. Sen ise HAM bir İT oldun.” cevâbını yapıştırır.
    Türkçeyi kolaylaştırıyorlarmış!
    Piyanolardaki siyah tuşları da kaldırsınlar ki çalması daha kolay olsun!

    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

    Yanıt Yazın