En Son Yorumlar
    Takvim
    Ekim 2011
    P S Ç P C C P
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31  

    “KARI-KOCALARIN TEK İLACI, “KOCAKARI”LARDIR!….

    KARI-KOCALARIN TEK İLACI, “KOCAKARI”LARDIR!….
    Cevabı belli bir soru ama, ben yine de soracağım… Siz, hiç “armut” fidanı dikip de “elma” toplayan birini gördünüz mü?..
    Ya da; “domuz pıtrağı” ekip de, “pamuk” toplayan birine şahit oldunuz mu?..
    Mümkün değil!..
    Çünkü efendim;
    “Ne ekersen, onu biçersin!”
    Atasözümüz malûm;
    “Rüzgâr eken, fırtına biçer!”
    “Ekilen” ortada,
    “Biçilen” ortada!..
    O halde ne yapacağız;
    Ya “tohum”u değiştireceğiz, ya da üzerimize yağacak “belâ”lara, “musibet”lere, “deprem”lere, “tayfun” ve “tsunami”lere, yani “yıkım”lara razı olacağız.
    EV’DE TEHLİKE ÇANLARI!
    Tablo ortada:
    *Geleneksel bir toplum olan Türk toplumunda evli sayısı giderek azalırken, boşanma sayısı ise artıyor.
    *2006 yılında, 636 bin 121 çift evlenirken bu sayı, 4 yılda yüzde 8,4 azalarak, 582 bin 715’e geriledi.
    *Türkiye’de ortalama evlenme yaşı yükselirken, 4 yılda erkeklerde 26,1’den 26,5’e, kadınlarda da, 22,8’den 23,2’ye yükseldi.
    *Boşanmalarda da artışın yaşandığı Türkiye’de, 93 bin 489 olan boşanma sayısı yüzde 26,8 artışla, 118 bin 568’e yükseldi.
    *İstatistikler, en fazla boşanmanın evliliğin ilk 5 yılında ya da 16 yıldan fazla evli kalan çiftlerde yaşandığını da ortaya koyuyor.
    “Aile kurumunun çatırdadığını” ve evlerde “tehlike çanları”nın çalmaya başladığını gayet net bir şekilde ortada..
    AİLE KÜÇÜLDÜ, SORUN BÜYÜDÜ!
    Benim kanaatim şu:
    “Geleneksel aile yapısı”nın “sarsılmaya” ve hatta “çatırdamaya” başlamasının temelinde; “Büyük Aile”den “Çekirdek Aile”ye geçilmesi yatıyor.
    Yani, aile “küçüldü”,
    Ama sorunlar “büyüdü!”
    Daha kısa ifadesiyle;
    “Kocakarı”ların sahneden çekilmesiyle birlikte “Karı-Koca”lar da çok zor durumda kaldılar, “sorun”larla başedemez oldular.
    Burada, “kocakarılar”dan kastım; “anne” veya “kayınvalide”lerdir.
    Malûm; “anne” veya “kayınvalide”ler “aile”den uzaklaştırılıp, aileler “çekirdek”leşince, onları “yemek” ve “çitlemek” de kolaylaştı.
    Oysa; “anne” veya “kayınvalide”ler, ya da “dede”ler; özellikle “çocuk”lar için; “dün” ile “yarın” arasında bir “köprü” görevi görürler… Çocuklar; dün olan-biteni “dede” veya “nine”lerinden öğrenir, onların “tecrübe”lerini dinlerler ve adımlarını ona göre atarlar!..
    Çünkü anne veya baba; hele de “çalışıyorlar” ise, çocuklarıyla ilgilenemez, dolayısıyla onlara bir şey veremezler!..
    Bu durumda, çocuğu yetiştiren, ona şekil veren ya “sokak” olur, ya da “televizyon” veya “internet!”
    “Sokak”ların hâli ortada…
    Tabiî, “televizyon” ve “internet”in de… Çoğundan “nur” değil, “kir” akıyor!..
    Çocuğu “yoğuran” bunlar olunca, aile de çatır çatır çatırdıyor işte!..
    KİTAP YERİNE AFİTAP!
    Tabiî, “tek sebep” bu değil…
    Bugün, “evlenen”lerin sayısının “azalması”nda, dolayısıyla “boşanma”ların artmasında, “eğitim sistemi”nin de büyük rolü var…
    Hayatında, “laiklik” ve “çağdaşlık”tan başka kavram tanımayan, aynı zamanda “Atatürkçü geçinmesi” veya “Atatürk’ten geçinmesi” ile tanınan bir yazar, yıllar önceki bir yazısında şöyle sızlanıyordu:
    *“İstanbul’daki bir üniversitenin yöneticileri çok ünlü bir ekonomisti bir konferans vermesi için davet etti.
    Ekonomist, yoğun işlerine rağmen gençlere çok önem verdiği ve birikimlerini onlara aktarmanın bir ülke görevi olduğuna inandığı için çağrıyı kabul etti.
    Konferansın günü ve saati belirlendi.
    Üniversite yönetimi konferansı öğrencilerine on gün önceden başlayarak devamlı duyurdu.
    Okulun her tarafına afişler asıldı.
    Ayrıca öğretim görevlileri derslerde öğrencilere konferans gününü anımsatıp katılmalarını önerdi.
    Ünlü ekonomist işini çok ciddiye alan bir insan olduğu için gençlere anlatacağı konularda hazırlık yaptı.
    Konferans günü de, zamanından önce üniversiteye geldi.
    Konferans salonuna kendisini davet eden öğretim görevlisiyle gittiklerinde her ikisi de önce şaşırdı, sonra da üzüldü.
    Çünkü salonda topu topu 11 öğrenci vardı.”
    (…)
    *“Aynı gün aynı saatte, aynı üniversitenin büyük salonunda ise bir başka toplantı vardı.
    Konuşmacı televizyonlarda sık sık boy gösteren, aşkları, meşkleriyle çok popüler bir kadın şarkıcıydı.
    Tabiî tahmin edileceği gibi salon tıklım tıklımdı.
    Koltuklar yetmediği için öğrencilerin büyük bir bölümü kadın şarkıcının tam bir geyik muhabbeti olan konuşmasını ağızlarının suyu akarak ayakta dinledi.
    Konuşma bitince kadın şarkıcıyı bırakmayan öğrenciler arka arkaya soru yağdırdılar.
    Soruların çoğu abuk sabuktu.
    Büyük salondaki bu toplantı coşkulu alkış ve sevinç nidalarıyla sona erdi.
    Kadın şarkıcı bu kez de fotoğraf çektirmek için birbirini çiğneyen öğrencilerin arasında kalıp ezilme tehlikesi geçirdi.”
    Evet, “laikçi yazar”ımızın yazısı böyleydi…
    Pardon, yazısının sonunda, bir de “20 bin öğrencisi olan bir üniversite”nin kampüsünde, “günde 10, bilemedin 20 kitap” satıldığını ifade edip, şöyle sızlanıyordu:
    “Çoğunluğu kitap okumayan, ülke sorunlarına fazla ilgi duymayan ve bu konularda sorumluluk taşımaktan hoşlanmayan bir gençlik.”
    Durum, gerçekten içler acısıydı…
    Ama sormak gerekmez mi bu beyefendilere ve hanımefendilere;
    “Tek suçlu gençlik” midir?..
    O gençleri “kitap”lardan uzaklaştırıp, “Afitap”larla meşgul eden “sizin kafanız” ve sizin kampanyalarınız değil mi?..
    Söyleyin hele;
    “Popstar” gibi, “Türkiye’nin Yıldızları” gibi “müptezel” yarışmaları ben mi açtım?..
    Gençleri “evlere” kapatıp, onları “gözetlettiren” kimdir?.. Televizyonlarda “çağdaş köle pazarları” kurup, gencecik kızları adeta “satılığa” çıkaran ben miyim?..
    “Semranım” ve “Sinem”leri kavga ettirip, “reyting” üzerinden “rant” kazanan kimlerdi?..
    Bir de kalkmış, sızlanıyor;
    “Gençler kitap okumuyor?”
    Nasıl okusun ki;
    Sizin pompalayıp “ünlü” yaptığınız “Afitap”ları seyretmekten, “kitap” okumaya fırsat mı bulabiliyorlar?!?
    Ne ektiniz ki,
    Ne bekliyorsunuz?..
    Hayır, dövünmeyin!..
    Övünün “eseriniz”le!..
    EKRANDAKİ “HERBOKOLOG”LAR!
    İşte bu gençlik, şimdi “evlilik”ten kaçıyor!.. Evlenenler de “boşanma” kuyruğunda!..
    Niye?..
    Çünkü, okudukları gazetelerdeki “yazar” ağabeyleri öyle tavsiye ediyor ya;
    “Zinaya yasak da nereden çıktı?.. Hayvanar gibi özgürce sevişin!”
    Onlar da sevişiyor işte;
    “Hayvanlar” gibi sevişiyorlar!..
    Ne “dert” var, ne “çile!”
    Ne “amaç” var, ne “hedef!”
    Ne “sadakat” var, ne “sorumluluk!”
    Her gece, başka yatakta!..
    Kucaktan kucağa, yataktan yatağa!..
    Sadece yazarlar mı?..
    Onların yazı yazdığı “gazete”ler ve program yaptıkları “televizyon”lar da, sürekli “necaset” fışkırtıyor!..
    Sorarım size;
    “Seks fantezileri”nin ballandıra ballandıra anlatıldığı, “eşlerini aldatan kadın” hikâyelerinin çarşaf çarşaf pompalandığı gazeteleri okuyup, televizyonlardaki “evlilik”(!) programlarında “27 yaşındaki kadının 74 yaşındaki yaşlı adama sarktığını” gören, “dizi”lerde ise; “kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan yaşam tarzı”nı seyreden bir genç kız veya delikanlı, kimi veya neyi “örnek” alacak kendisine?..
    Haa, bir de;
    Yalçın Turgut’un ifadesiyle, ekranlara çıkan, “uzman” kılıklı “Herbokolog”lar var!..
    Bu “Herbokolog”lar;
    Her şeyi biliyorlar(!), her konuda “ahkâm” kesip, “fetva” veriyorlar!..
    Bu “Herbokolog”lar;
    Her şeyi biliyorlar, her şeyi tanıyorlar da; içinde yaşadıkları toplumu ve onun “değer”lerini tanımıyorlar.
    “Din”den uzaklar,
    “Maneviyat”tan kopuklar!..
    Üstelik de, “düşman”lar!..
    Dağarcıklarında “yerli” hiçbir şey yok!..
    Ya “Batı felsefesi”nden örnek veriyorlar, ya da “Batılı yaşam tarzı”ndan!..
    Söyleyin Allah aşkına;
    Hiç “hayır” umulur mu böyle bir gecenin sabahından!..
    Olan, oluyor işte!..
    “Evlilik” sallanıyor, “aile” çatırdıyor ve tek hedefleri “yatak” olan insanlar, “batak”tan kurtulamıyor!..
    Ondan sonra da;
    Gelsin “aile işi şiddet”,
    Gelsin “sapıklık”lar,
    Gelsin “taciz” ve “tecavüz”ler!..
    Sokaklarda; “kucağında köpek” gezdirenlerin sayısı, “kucağında bebek” gezdirenlerin sayısını geçti, iyi mi?..
    Şimdi; “bebek”ler değil,
    “Köpek”ler gezdiriliyor!..
    TEŞHİR DEĞİL, TEŞHİS!
    Görüyorsunuz işte;
    Günlerdir “sırtına bıçak saplanan kadın”ı konuşuyoruz!.. Kimi kadın “bıçak”la, kimi kadın “kurşun”la, kimi kadın da “dövülerek” veya “boğularak” öldürülüyor!..
    İyi de;
    “Aile içi şiddet”le mücadele etmenin yolu, onları “teşhir” etmekten geçmez ki!..
    Çözüm, “teşhir”de değil,
    Problemi “teşhis”te!..
    Gördük işte;
    “Terör” ve “intihar” olaylarını “teşhir” ederek hem “terör”ü azdırdık, hem “intihar”ları!..
    “Karı-Koca cinayetleri”ni “teşhir” ederek de; “yara”yı tedavi etmek yerine, sadece “yarayı kaşımış” ve tabiî “reyting” ve “tiraj”larımızı da artırmış oluruz!..
    O halde; “teşhir”i bırakıp, “teşhis”e ağırlık vermeliyiz!..
    Sürekli sormalıyız;
    “Altında yatan sebep ne?”
    Ben, yukarıdan beri, “sebeplerden bazıları”nı anlatmaya çalıştım!..
    Sonuç olarak şunu demek istiyorum:
    Eğer, “Karı-Koca”ları gerçekten kurtarmak istiyorsak, işe; “Kocakarı”ları yeniden “aile”ye dahil etmekle başlayabiliriz!..
    Çünkü insanlar;
    Özellikle günümüzde “sevgi”ye ve “ilgi”ye muhtaçlar!.. Hiç kimse, bunu “paraya aç” diye göstermeye kalkmasın!..
    “Para”ya değil, “sevgi”ye muhtaçlar!..
    Bunun kaynağı da, “kocakarı”lardır!..
    Unutmayalım ki;
    “Kocakarı”ların sevgi ve şefkatle yoğuracağı “torun”lar, “yarın”larımızı inşa edeceklerdir!..
    O halde “temel”i sağlam atalım!..
    Henüz geç kalmış sayılmayız!..
    Alıntı: Hasan Karakay

    Yanıt Yazın