En Son Yorumlar
    Takvim
    Eylül 2011
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    2627282930  

    ŞEHİR ŞEHİR KARADENİZ VE YAYLALAR TURU HİKAYESİ..(1. GÜN)

    CİTTUM, CEZDUM, CELDUM…

    Gözümüzün alabildiği kadar yeşil, çağlayan şelaleler, dereler, çeşit çeşit kuşların kanat çırpmasıyla Karadeniz…
    Uğruna nice şarkıların yazıldığı, aşıkların, nefretle sevgi ile yazdığı türkülerin her yerde tınladığı, ‘Sikinti yok’ lafını her yerde işiterek…
    Bu yıl alışkanlık haline getirdiğimiz Akdeniz ve Ege kıyılarını bırakıp, kendimizi Karadeniz’in en güzel yaylalarına attık.

    Bir haftalık Doğu Karedeniz gezimiz için “VES” TURU tercih ettik ve 3500 Km’ye yaklaşan bir “ŞEHİR ŞEHİR KARADENİZ VE YAYLALAR” TURU  Yaptık..
    Dokuz günlük Ramazan bayramı tatilinde, Sarp sınır kapısına kadar gidip, tüm Karadeniz’i şehir şehir görme fırsatı bulduk.
    Giresun’a kadar olan sahil şeridini biliyordum. Ancak Giresundan sonrasını sadece resimlerden ve televizyon ekranlarından görmüştüm.
    KARADENİZ; Memleketimizin çok güzel bir yeri.. Yeşil ile mavinin merkezi burası….
    Kısaca özetlemek gerekirse; Macera, dağ ve yayla kültürü, bol bol görsellik, doğa, uçsuz bucaksız vadiler, 3000 metrenin üzerindeki zirveler..
    Sisli sabahlar, öğleden sonra bulutların arasından parlamaya başlayan güneş, sonra akşama doğru bastıran yağmur….
    Karadeniz Mutfağı‘nın en sevilen lezzetleri, sütlacı ve odun ateşinde pişirilmiş Akçaabat köftesi. Ve herşeyden önemlisi espirili Karadeniz uşakları!…Kültür ve doğa yürüyüşlerinin dışında, yörenin yemek kültürünü, yayla yaşamını ve insanların sıcakkanlığını göreceksiniz.
    Türkiye’nin en müthiş güzelliklerinden biri, gerçekten anlatmayla anlaşılacak bir yer değil kesinlikle görülmeli….
    Asla unutamayacağınız ve daha önce nasıl olup da gitmemiş olduğunuza hayıflanacağınız bir tatil olacak “KARADENİZ GEZİSİ …
    Tur rehberimiz Ali Dede..VES Turizimin gezi programı şöyle..

    1.GÜN: ANKARA-KASTAMONU-SİNOP:
    Saat 07.00’da Emekli Sandığı (Güvenpark) önünden hareket. Çankırı üzerinden Kastamonu’ya varış. Kastamonu da; Saat Kulesi ve Kastamonu Kalesi panoramik olarak gördükten sonra , Şapka Müzesi, Nasrullah Camii ve Şadırvanı, Liva Paşa konağının gezilmesi..Öğle yemeği…Sinop’a hareket. Sinop’ta; Sinop Kalesi, birçok ünlü kişinin hapis yattığı Eski Sinop Cezaevi gezilmesinden sonra otelimize hareket. Akşam yemeği ve konaklama otelimizde.

    Otobüsümüz sabah 7 de Ankara’dan hareket etti ve öğlene doğru Kastamonu’ya vardık. İlk ziyaretimiz, Kastamonu Mimar Vedat Tek Kültür Merkezi, Şapka Müzesi olacak..
    KASTAMONU, MİLLİ MÜCADELE DE ANITSALLAŞAN BİR KENT..
    Çanakkale Savaşları ile birlikte Milli Mücadele’de de çok önemli rol oynayan Kastamonu, bu savaşın kazanılmasında önemli bir etken olan İnebolu-Ankara lojistik hattında, İnebolu mavnacılarından başlayarak, kağnı kollarını çeken Şerife Bacılar, Halime Çavuşlar, Necibe Nineler ve 10 Aralık 1919 tarihinde Anadolu’nun ilk kadınlar mitingini yapan kadınlarına kadar anıtsallaşan isimlere ve efsaneleşen olaylara da imza atmış..
    Çanakkale Savaşlarından başlayarak Milli Mücadele yıllarında artarak devam eden Kastamonu insanının göstermiş olduğu yararlılıkları, Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılı 24 Ağustos tarihinde Kastamonu İnebolu ilçesinden başlatmış olduğu  “Şapka ve Kıyafet İnkılabı” ile onurlandırmıştır.
    *KASTAMONU “ŞAPKA MÜZESİ”…
    Atatürk’ün Kastamonu’ya Gelişi Şapka ve Kıyafet İnkılabı’nın 85. yılı kutlamaları çerçevesinde Mimar Vedat Tek Kültür Merkezi’nde açılışı yapılan Geçmişten Günümüze Şapka Sergisi’nde, M.Ö. 5 bin yılına ait şapkaların birebir kopyaları da yer alıyor.
    Şapka Müzesi’nde Şapka ve Kıyafet İnkılabı kutlamaları çerçevesinde açılışı yapılan “Geçmişten Günümüze Şapka Sergisi’nde, dünyanın en eski şapkası olarak bilinen Mısırlı sultanların giydiği 7 bin yıllık “Klaf” adı verilen şapka ile yine günümüzde Kazakistan Devlet Hazine Müzesi’nde yer alan ve Hunlar döneminde yaşayan Altın Adam’ın başlığının birebir kopyası sergileniyor.
    Şapka Müzesinin yanı sıra “Dantel sergisinin yer aldığı koleksiyon; Oyuncak bez bebek koleksiyonu ve Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerine ait silahların yer aldığı bir sergi var..Kültür ve sanatın iç içe olduğu Mimar Vedat Tek Kültür Merkezinin içerdiği konsept ile hem Kastamonunun hem de Ülkemizin önemli değerlerini yansıtmakta..Şapka Müzesini gezdikten sonra ikinci durağımız. KASTAMONU “NASRULLAH CAMİİ ve ŞADIRVANI” olacak..Bu arada Türk Kurtuluş Savaşı’nın halk kahramanlarından biri olan Şerife Bacı’nın adına yapılmış olan anıtı da göreceğiz.

    Kastamonu Cumhuriyet Meydanı’nda, Cumhuriyetin kuruluşundaki mücadeleyi tanımlayan heykel grubu ile Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonulu kadınların İnebolu’dan Ankara’ya kağnılarla silah ve malzeme taşımalarını simgeliyor bu anıt.. Anıt, Heykeltıraş Prof.Tankut Öktem tarafından yapılmış ve 1990 yılında da meydandaki yerine konulmuş.. İşte Kastamonu’da Şerife Bacının şanına layık bu güzel anıtdan kareler…
    “ŞERİFE BACI”…
    Bu anıtta tasvir edilen Şehit Şerife Bacı Seydiler’de dünyaya gelmiş, Milli Mücadele sırasında İnebolu’dan Ankara’ya malzeme taşıyan kadınlar grubuna katılmış.. Aralık 1921’de zorlu kış şartlarının hüküm sürdüğü günlerde sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile İnebolu’dan cephane taşırken Kastamonu kışlası önünde donarak şehit olmuş..
    “HİKAYESİ”…
    1921 yılı Kasım ayında İnebolu’ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiş. Malzemenin bir an önce Kastamonu’ya iletilmesi gerekiyor. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu’dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu’ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiş.

    *KASTAMONU “NASRULLAH CAMİİ ve ŞADIRVANI”…
    Nasrullah camisi, Kastamonu adı ile bütünleşen, Kastamonu’nun en başta gelen simgelerinden birisi .. Bu caminin önemi Kastamonu’ya yapılan ilk Osmanlı eseri olması. Türk’ün yeniden diriliş destanın yazıldığı Kurtuluş Mücadelesi esnasında da Mehmet Akif Ersoy bu camide milli mücadeleyi ateşleyici vaazlar vermiş.
    Beyazıt döneminde 1506 yılında 1506 yılında zamanın kadısı Nasrullah Kadı tarafından inşa edilen caminin üzerini örten dokuz adet kubbe, altı tane her kenarı 160 cm olan kare şekilli dört köşe paye üzerinde duran kemerlere bindirilmiş..
    Caminin iç duvarlarını rengarenk süsleyen esma-ül Hüsna, hülefa-i raşidin ve aşere-i mübeşşere yazıları ihtişamın yanına zerafeti, heybetin yanına inceliği nakşetmiş.. Yazıların büyük çoğunluğu Kastamonu’nun değerli hattatlarından Ahmet Şevki Efendi` nin kalemine yansıyan sanatın eseri.. Cami, kubbe gövdesinde bulunanlar da dahil 40 adet pencere ile ışık almakta.. Kuzey-batı köşesinde bulunan tek şerefeli minarenin tamamı kesme taştan yapılmış.. Şadırvanın içinde iki tane orijinal havuzlu abdest alma yeri mevcut.
    Nasrullah Camii’nin ibadet mekânı yani harimi, altı sütun ile üç sahına ayrılmış. Bu bölümlerin üzeri de kubbeli. Ayrıca girişin sağında tonozlu üç küçük bölüm bulunuyor.
    Hemen caminin yanında bir tablo güzelliğiyle endamını sergileyen şadırvan da cami ile aynı tarihte inşa edilmiş..

     

    “SİNOP CEVAEVİ”…
    Kastamonu’da öğle yemeğinin ardından aracımız Sinop’a hareket etti..Bundan sonra, şu an müze olan Sinop ceza evini ziyaret edeceğiz..Ben, 1961 Yılında PTT Genel Müdürlüğüne çalışırken ve bu cezaevini görmüştüm..
    Tarihî Sinop Kapalı Cezaevi, bir dönem “Anadolu’nun Alkatrazı” tabiri ile de tanınan ve 1999 yılında kapatılarak müzeye çevrilen cezaevidir. Tarihi eskilere dayanan yapı, şiirlere, şarkılara konu olmuştur. Sabahattin Ali’nin, sonradan şarkısı da yapılan ‘ Aldırma Gönül’ şiirini yazdığı hapishane burası…

    “ALDIRMA GÖNÜL”…
    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül aldırma
    Ağladığın duyulmasın
    Aldırma gönül aldırma
    Gönül aldırma….

    Dışarda deli dalgalar
    Gelip duvarları yalar
    Seni bu sesler oyalar
    Aldırma gönül aldırma
    Gönül aldırma….

    Kurşun ata ata biter
    Yollar gide gide biter
    Maphus yata yata biter
    Aldırma gönül aldırma
    Gönül aldırma…

    Cezaevinin bulunduğu alan, Osmanlıların Karadeniz’deki en büyük tersanesi konumunda imiş. Cezaevi, iç kalenin içindeki bu eski tersane alanına 3 Ekim 1214 yılında Sinop’u zapteden Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmış..1887 yılından itibaren ceza evi olarak kullanılmaya başlanmış.
    Yapının etrafı, yüksek kale bedenleriyle çevrili.
    Hapishaneyi çevreleyen iç kale 11 adet burç ile desteklenmiş.. Burçların yüksekliği denize hakim güney bedende 22 m. Ve surların yüksekliği ise 18 m. imiş. 3 m kalınlığında olan surların üzerinde iç kaleyi bir uçtan bir uca gezebilme imkanı veren yollar (seğirtmeç) muhafızların gezi yolu olarak kullanılırmış.
    Sinop kalesi ortadan bir duvar geçirilerek ikiye ayrılmış, bunlardan bir bölümü bir duvar daha çekilerek bir daha ikiye ayrılmış ve bu kalenin 1/4 lük bölümünün içine sinop cezaevi inşa edilmiş. Şu an müze olarak ziyarete açık olan bu yapıda “neler yaşanmış buralarda kimbilir?” diye düşünmeden gezecek kadar duyarsız olan insanların bile etkileneceği görüntülerle karşılaşılması mümkün.. Disiplin odaları doğru dürüst ışık almıyor rutubetli ve soğuk, zindan ise deli gibi rutubetli, soğuk ve hiç ışık almıyor. Bu odalarda ve zindanda alaturka tuvalet var ancak lavabo bulunmamakta.
    Ben 1961 yılında, PTT Genel Müdürlüğünde çalışırken, Sinop telefon projesi için bu ile gelmiş ve bu hapisaneyi derinlemesine inceleme fırsatını bulmuştum..
    Deniz seviyesinin altında bulunan hücreler su içinde idi ve hücre cezası alan makkumların ayakları sular içindeydi..O zaman buraları bize gezdiren gardiyan, bazı mahkumların bu karanlık ve soğuk hücrelerde haftalarca kaldığını ve birçoğunun da zaturreden öldüğünü söylemişti..
    Zindanına atılan kişi deniz suyu zindana dolduğu için boğularak ölürmüş. Ne yuvalar yıktı ne canlar aldı kim bilir. Taş yığını diyip geçmeyin. Kesinlikle bir ruhu var…
    Şimdilerde; Yarısına kadar denizin girdiği aşağı mahzenler ziyaretçilerden gizleniyor ve zindanların varlığı kabul edilmiyor.
    Tarihinde sadece 3 tane firarı bulunan, gördüğüm en iç karartıcı cezaevi..
    İlk firar eden kişi ayakkabısının tabanına sakladığı küçük testere ile parmaklıkları kesip duvardan tırmanarak denize atlayıp kaçmış. 3 gün sonra Ayancık’ta ekmek istemek için girdiği ev tatilde olan bir polisin evi çıkınca hapishaneye geri getirilmiş. 60 yaşının sonlarına doğru da, aftan yararlanarak dışarı çıkmış.
    İkincisi lağıma dalarak yüze yüze denize ulaşmış..
    Üçüncüsü ise aynı yolu denemek için lağıma atlamış olsa da sonradan uca yapılan parmaklıklar yüzünden gidememiş, geriye dönmeyi de beceremeyerek boğulmuş..
    SİNOP CEVAEVİ, İnsanı çok etkileyen bir yapı, oralara yolunuz düşerse gezmeden etmeyin …

    Severek dinlediğim bazı türkülerin, büyük zevk aldığım bir kısım şiirlerin, okuduğum-okumadığım, hatta adını duyup kendisiyle tanışmadığım birçok öykünün, romanın orda yazıldığını, orda kurgulandığını, orda yaratıldığını bilmezdim. Daha bu gidişimde öğrendim her biri koskoca bir dünya olan o eserlerin, zindandan farksız, kalın, taş duvarlarla çevrili o odalarda yazıldığını.
    Sinop’ta çok görülecek yerler varmış ama zaman darlığından hepsine yetişemedik. İki, üç gün orda kalmak lazım Sinop’u yeterince gezebilmek için. Bizimse yalnızca bir öğle sonramız vardı ne yazık ki.

    “SİNOP CEZA EVİNDE YATAN KADER KURBANI ÜNLÜ İSİMLER”
    Refik Halit Karay; Mustafa Suphi; Ahmet Bedevi Kuran; Refii Cevat; Hüseyin Hilmi; Burhan Felek; Osman Cemal Kaygılı; Celal Zühtü Benneci; Sebahattin Ali; Zekeriya Sertel; Necip Fazıl Kısakürek…

    Necip Fazıl Kısakürek’in burada kaldığı süre içerisinde Zindandan Mehmet’e Mektup isimli şiirini yazmıştır:
    Bu şiiri okuyarak özgürlüğün ne büyük bir zenginlik olduğunu bir kez daha anlayalım.

    “MEHMET’E MEKTUP”
    Zindan iki hece. Mehmed’im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam, boynunda yafta…
    Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
    Kavuşmak mı?.. Belki… Daha ölmedim!

    Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
    Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

    Bir alem ki, gökler boru içinde.
    Akıl almazların zoru içinde
    Üstüste sorular soru içinde.
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

    Müdür bey dert dinler, bugün “maruzat”!
    Çatık kaş… Hükümet dedikleri zat…
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem…
    Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekun içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
    Yalnız seccademin yönünde şefkat
    Beni kimsecikler okşamaz madem
    Öp beni alnımdan, sen seccadem!

    Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksız aydan
    Karıştır çayını zaman erisin
    Köpük köpük, duman duman erisin!
    Peykeler, duvara mıhlı peykeler
    Duvarda, başlardan yağlı lekeler
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler…
    Duvar, katil duvar yolumu biçtin
    Kanla dolu sünger… Beynimi içtin

    Sükût… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
    Tek nokta seçemez dünyada nazar
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir…
    İstersen demirde muhali kemir.
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir…
    Garip pencerecik, küçük daracık;
    Dünyaya kapalı, Allah’a açık

    Dua, dua eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
    İplik ki incecik, örer boşluğu
    Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
    Karanlığında nur, yeniden doğuş…
    Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.

    “ESKİ GARDİYAN PALA’NIN HARİKA ANLATIMIYLA İŞTE ESKİ SİNOP CEZA EVİ”…..
    http://www.facebook.com/video/video.php?v=1182547729720

    Eski Sinop Cezaevi gezilmesinden sonra otelimize hareket ettik. Akşam yemeği ve konaklama VİRA HOTEL’de olacak…

    ŞEHİR ŞEHİR KARADENİZ VE YAYLALAR  (1.GÜN) ………RESİMLER
    http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150286001702842.341825.787072841

    “ŞEHİR ŞEHİR KARADENİZ VE YAYLALAR” TURU HİKAYESİ… DEVAM EDECEK…

     

    Yanıt Yazın