En Son Yorumlar
    Takvim
    Şubat 2012
    P S Ç P C C P
    « Oca   Mar »
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    272829  

    TARİHİ SORGULAMAK !…

    Türkiye tarihini sorgulamıyor, Türkiye yakın tarihinde olup bitenlerin iç yüzünü bilmiyor.
    Türkiye yasaklar, tabular, tehditler, cahillikler, karanlıklar içinde boğuluyor.
    Mâzide yapılan yanlışları bilmeden, onları sorgulayıp telâfi etmeden, geleceğimizi güven altına almamız mümkün değildir.
    ***
    HEM OSMANLI’YI HEM DE CUMHURİYETİ SOYAN ADAM!…
    Ermeni Asıllı Osmanlı Devleti Vatandaşı bir işadamı Kalust Sarkis Gülbenkyan

    Gülbenkyan doğma büyüme Üsküdarlı bir Osmanlı yurttaşıdır. Genç yaşta, Kerkük’te petrol arar.
    Çalışmaları Abdülhamid Han’ın dikkatini çeker ve hemen Kerkük ve Musul yöresiyle birlikte bütün Arap yarımadasını kapsayacak, petrol kaynaklarını gösteren bir dizi harita yaptırmaya başlar.
    Ancak İttihatçılar başa gelince bu çalışmalar durur. Gülbenkyan, İttihatçıların petrolle falan ilgilenmediğini, Abdülhamid’den de kurtulduğunu anlayınca 1912 yılında Türk Petrol Şirketi’nin (Turkish Petroleum Company-TPC) kuruluşuna öncülük eder. Şirketin adı Türk’tür ama Osmanlı’nın bir kuruşluk hissesi yoktur.
    Hisselerin  yüzde 50’si, 1914 yılında, donanmasını kömürden petrolle çalışan gemilere dönüştüren İngilizlerin elindedir; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalılar da hisse alır şirketten. Ortalıkta Osmanlı İmparatorluğu kalmamıştır ama, şirket İstanbul Hükümetinden aldığı petrol arama imtiyazlarını öne sürerek, Kerkük ve Musul’un üstünde bayrağı dalgalanan Iraklılara da hisse vermez. Şirketin yüzde beş hissesiyse Gülbenkyan’ındır ve bu pay hiç değişmez.
    Çünkü batılıları Kerkük’le Musul’a getiren, Osmanlı’dan imtiyazları alan odur!
    Petrol ilk kez 15 Ekim 1927’de Kerkük’ün  kuzeyinde bulunur.
    Şirketin adı 1929’da Irak Petrol Şirketi olarak değişir, Shell’de ortaklar arasına girer.
    Gülbenkyan bu yüzde beş hissesi nedeniyle milyonlarca dolar kazanır ve adı Mr Five Percent (Bay Yüzde Beş) olarak bilinir batı dünyasında.

    O BİR ANTİKACI…
    Petrol muhabbeti öyle üç yazıyla bitmez. Biz işimize bakalım, dönelim Kalust’un hobilerine.
    Orta Doğuyu kana bulayan, Osmanlı’nın ve T.C.’nin elinden petrol gibi bir silahı alan Kalust yine de İstanbul çocuğudur.
    Harcamakla bitmeyecek bir servet yapınca Şam, Halep, Bağdat, Musul, Diyarbakır ve Urfa’dan çok eser toplar. Hatta Edirne, Bursa ve İstanbul’dan da paha biçilmez eserleri koleksiyonuna katar.
    Kısa bir süre içinde altı bin civarında el yazmasının sahibi olur ki bunlar ele geçmez kitaplardır. Kimisi beş yüz yıllıktır, kiminin cildi bile yat kat alır.
    Dahası, çiniler, halılar, kilimler, oyalar, kumaşlar, rahleler sehpalar toplar, sonra o nadide camlar, billurlar.
     İyi de bunları birileriyle paylaşmadıktan sonra neye yarar?
    Gülbenkyan menfaatçinin teki de olsa bizim Ermenimizdir, İstanbul’dan kopamaz. Üsküdar’da (diğer rivayete göre Saraçhane başında) muhteşem bir müze açıp, bunları sergilemeye kalkar.

    SERGİLEYECEK OLSAYDIK HARF DEVRİMİNİ YAPMAZDIK !…
    İsmet Paşa ile senli benli görüşebilir ve bir fırsatını bulup fikrini açar.
    Üsküdar’da, muhteşem bir müze açıp bu eserleri sergilemek istediğini söyler. Milli Şef’imizin yanıtı akıllara ziyandır en hafifinden:
    “Milli Şef”imizin cevabı hem net, hem çok şaşırtıcıdır: “Biz bunları müzelerde sergileyecek olsaydık, harf devrimini yapmazdık!”
    Haydaaa, burdan yak!
    Cahil desen değil, hattan tezhipten o da anlar.
    Gülbenkyan “B Planı”nı hazırlamadan mevzuya girmez, “peki bunları yurt dışına çıkarabilir miyim” der ve taşı gediğine koyar.
    Paşamız “nereye götürürsen götür, bizden uzak dursunlar da” diye haykırır ve İstanbul’u dünyanın en muhteşem kütüphanesinden mahrum bırakır.
    Ve ata yadigarı eserlerimiz, tarihimizin, geçmişimizin bu en nadide parçaları sandıklara konur Lizbon’a gider.
    Halbuki Portekiz Devlet Başkanı Salazar, Gülbenkyan’ı kapılarda karşılar ve Lizbon’da dünyanın en güçlü kitap müzesini açarlar.
    Bu vesileyle büyük itibar kazanır, sayısız turist ağırlarlar.

    ŞANSLI LİZBON…
    Gülbenkyan bu müze için hiçbir masraftan kaçmaz, büyük bir arazi içine iki muhteşem bina inşa ettirir, yanına bir botanık bahçesi kurar. Zaten nezih ve dinlendirici bir yerdir, ortadan küçük bir dere akar. Gülbenkyan destan kahramanı ya, kendi heykelini de yaptırır, ardında atmacalar filan.
    Binanın birini eski Mısır’a, Roma’ya, Ege ve Akdeniz uygarlıklarına ait paralar, sikkeler, vazolar ve heykelciklerle donatırlar. Ancak İslam eserleri çok daha şatafatlıdır, size sanki 16’ncı yüzyılı yaşatırlar. Yerlerde İran ve Afgan halıları, Safevi minyatürleri, Memluk kılıçları, sağda solda şamdanlar, bulunmaz Bursa kumaşları, kadifeler, ipekliler, çatmalar. Sonra Kütahya ve İznik çinileri ve antika mobilyalar. Meraklısı için Rubens, Rembrant, Renoir ait tablolar.
    Diğer bina çakılı kitap. O güzelim tuğralar, fermanlar.
    Yeri gelmişken söyleyelim adı geçen kitapların tamir ve bakımlarını hâlâ İstanbul’dan giden ustalar yapar.
    İşte bu günlerde Sabancı Müzesinde sergilenen kitaplar, o kitaplar. Gelen sadece 110 parça eser ama üstlerine titriyorlar. Düşünün bunun 60 misli Lizbon’da.

    BÜYÜCÜ, BÖLÜCÜ…
    Gülbenkyan sihre büyüye çok meraklıdır, çok da korkar.
    Mütemadiyen “beni öldürecekler” der ve o endişe ile yaşar. Doktoruna asla güvenmez, birkaç hekimden daha teyid almadıkça ilaç kullanmaz.
    Zamanla evhamı, vesvesesi artar, yakınlarından bile şüphelenmeye başlar.
    Hayatında bir kere bile gitmediği Musul’un Kerkük’ün iliğini emer ama para boğazında kalır, rahat bir uyku uyuyamaz.
    Lizbon’a yerleştikten sonra iyice militanlaşır, servetini T.C. aleyhinde çalışan örgütlere harcar. Sırf bu iş için Londra, Lizbon, Kudüs ve Beyrut’ta ofisler açar.
    En büyük hayali Anadolu’da Bağımsız bir Ermeni Devleti kurmaktır ki herhalde yaşasa Asala’yı desteklemekten kaçmaz.
    Ve  soykırım propagandasını bütün batıya yaymak için çabalar ve 1955’de 85 yaşında ölür.
    Ölmese, PKK’ya da en büyük yardımı yapacağından en küçük kuşkunuz olmasın..

    Gelelim günümüze, 1955 yılında 85 yaşında ölen Kalust Gülbenkyan’ın adına kurduğu Vakıf, Portekiz’deki teknolojik çalışmaların neredeyse tamamını finanse ediyor.
    Tam 150 kütüphaneyi ayakta tutuyor ve enstitülere omuz çıkıyor.
    Portekizliler Vakıf Başkanına, “cumhurbaşkanı protokolü” uyguluyorlar.
    Adı geçen Vakfın İngiltere şubesi her yıl 100 bin pound tutarında ödül dağıtıp, büyük sükse yapıyor.
    Güya sanat, eğitim ve bilim projelerini destekliyor, festivaller düzenliyor. 3 milyar dolara yaklaşan mal varlığıyla ciddi bir güç olan Gülbenkyan Vakfı Türkiye’deki bölücü faaliyetlere destek oluyor.
    Bıkıp usanmadan, tehcir ve diaspora sakızı çiğniyor, bursları elbette ve öncelikle Ermeni öğrencilere veriyor.
    Kalust eğer dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alabildiyse bunu İttihat Terakki’nin zekadan fukara liderlerine borçludur ve TC’nin gereksiz ihtiyatına.
    Ne vebal ama.

    Bu adamın ölümünden yarım yüz yıl sonra bile ruhu İstanbul’da dolaşıyor lanetiyse Ortadoğu’da! Adı Kalust Sarkis Gülbenkyan.
    Hemen heyecanlanmayın; Ermeni olmuş, Çinli ya da Siyahi hiç fark etmez; Osmanlı’nın da Türkiye Cumhuriyeti’nin de elinden İngilizleri arkasına alarak Musul ve Kerkük petrollerini çalan adamdır o!
    ***
    Eğer söylenecek sözünüz varsa ekleyin..
    Eğer söylenecek sözünüz yoksa sözleri okuyun..
    Okumaya da zamanım yok diyorsanız..
    O zaman PAYLAŞ ın birileri mutlaka okur…
    ***

    Çeşitli Makale ve Yazılarım için:
    http://www.turklider.org/TR/DesktopDefault.aspx?tabid=1583 da ” Haluk Cangökçe Gözüyle”

    Yanıt Yazın